SÜREKLİ, bir ömür denen şeyden söz edip duruyoruz. Söyleniş şekline bakılınca, bir ömrün ne kadar uzun olduğunu sanıyoruz. Ama gel gör ki, insan yaşlanmaya, özellikle de son durağa yaklaştıkça, bir ömür denen şeyin ne kadar kısa...

SÜREKLİ,

bir ömür denen şeyden söz edip duruyoruz.
Söyleniş şekline bakılınca, bir ömrün ne kadar uzun olduğunu sanıyoruz.
Ama gel gör ki, insan yaşlanmaya, özellikle de son durağa yaklaştıkça, bir ömür denen şeyin ne kadar kısa olduğunu çok daha iyi anlıyor.
Hele hele en yakınlarımızı, anamızı babamızı, akrabalarımızı, dostlarımızı bir bir kaybettikçe, yaşamın ne denli acımasız olduğunu çok daha iyi anlıyoruz.
Çocukluğumuza dönük anılar kopuk kopuk.
Gençliğimizi ise, ayağımızın yere değmediği, ölümü aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz en dinamik ve en verimli yıllarımız olarak çok güzel anılarıyla hatırlıyoruz.
Yaşlandıkça, anılarımız bir nevi bastonumuz haline geliyor!
Çocukluğumuzun nasıl da çabuk gelip geçtiğini düşünürken, gençliğimizin çok daha hızla geçişi karşısında şaşırıp kalıyoruz.
Tüm bu acı gerçekleri belli bir yaşa geldiğimizde anlıyoruz.
Yaşam denen serüvenlerle dolu yolculuğumuzda, bir sürü kavşaklardan geçe geçe bulunduğumuz güzergahta yolumuza şu ya da bu şekilde, sağlık sorunlarımızla uğraşa uğraşa devam etmeye çalışıyoruz.
Dünlere dönük tabii ki bir sürü yanlışımız olduğunu ancak iş işten geçtikten sonra anlayıp, pişmanlık duyduğumuz şeyler de oluyor.
Ama bu hayatta öylesine karmaşık güzergahlar var ki, kimi zaman en doğru, en güzel yol bu diyerek, balıklama bir güzergaha dalabiliyorsunuz!
En büyük yanlışları da, delikanlılık denilen, o delilik dönemimizde yapıyoruz.
Bu dönemde, kendimizi dikensiz gül bahçesinde sanıp, oradan oraya koşuşturup dururken, dikenlerin ne denli can yakıcı ve her şeyin başının sağlık olduğunu, hastane köşelerinde derdimize çare aramaya başladığımızda anlıyoruz.
Nasıl eski arabanın bir yerinde arıza olduğunda sanayiye gidip orayı yaptırdığınızda, bir başka yerinden yeni arızalar gündeme gelip sanayiden çıkamıyorsanız, insan da yaşlandıkça hastane kapılarında doktor doktor koşuşturarak derdine çare aramaya başlıyor.
Anıların yaşlıların bastonu olduğu gerçeğiyle, sürekli anılarla sarmaş dolaş olup, hayatın ne denli acımasız olduğunu görerek, mevcut durumu bir türlü kabullenemeyerek hayata küsüyorsunuz.
Küsmeyenlere ise sadece imreniyorsunuz.
Tek tesellim, yaşamımın en önemli parçası haline gelmiş, yakınlarımı, dostlarımı, arkadaşlarımı hep hala yaşıyorlarmış gibi düşünüp, geçmişteki güzel birlikteliklerimizi sürekli hayal etmekle teselli bulmaya çalışmam.
Bu tür dostlarımın sayısı oldukça fazla.
Kimi çocukluğumun ve geçliğimin bir bölümünü yaşadığım İstanbul’da, kimi ömrümün en hareketli yıllarını yaşadığım Kastamonu’da, kimi de 24 yıldır Alanya’da birlikte olduğum ve çok güzel anılarım olan Alanya’da yitirdiğim can dostlarım.
Tabii ki hala hayatlarını devam ettiren dostlarım ise tek teselli bulduğum çok değerli kişilikler olarak bana yaşama sevinci vermekteler.
Hepsine uzun ömürler diliyor, bana verdikleri değere ve de mutluluğa, en içten duygularla teşekkürler ediyorum.