Gazetemizin köşe yazarlarından Sayın İsmail Haboğlu'nun, geçen haftaki 'İnsan olmak” başlıklı köşe yazısı nefisti. Aslında biz de, tüm kimliklerimizin üzerine 'İnsan ve Dünyalı olma” kimliğimizi çıkartmamız gerektiğine...

Gazetemizin köşe yazarlarından Sayın İsmail Haboğlu’nun, geçen haftaki “İnsan olmak” başlıklı köşe yazısı nefisti.Aslında biz de, tüm kimliklerimizin üzerine “İnsan ve Dünyalı olma” kimliğimizi çıkartmamız gerektiğine vurgu yaparken, aynı doğrultuda nefes tüketen milyonlar olsa da, hayatı birbirine zehir etmeye çalışan bencil, hiçbir şeyden tatmin olmayan milyarlar bu çağrıyı ne umursuyorlar ne de bu sese kulak veriyorlar!Bir belgeselde, dünyanın en acımasız beş yaratığının sıralamasında en acımasızının insan olduğu belli örneklerle ortaya konmaya çalışılmış!Büyük düşünürlerden biri olarak bildiğimiz Nice ise, insan olmanın kıstaslarını ise bambaşka bir bakış açısıyla ortaya koymaya çalışıyor.Sayın Haboğlu yazısında Japonları örnek vermiş.Örnek çok güzel de, onlar da Japon kimliğini her şeyin üzerinde tutarak çok farklı bir kültür oluşturma başarısını göstermişler.Aslında insanın oluşumundan bu yana tarihi süreci irdelemeye kalkığımızda, insanın bencil aynı zamanda tatmin olmak bilmeyen bir obur olması nedeniyle de acımasızlığının hangi boyutlara vardığını hem tarihi olaylardan, hem de günümüzdeki rezilliklerden anlıyoruz.Çok daha çarpıcı olansa, doğanın doğal dengesinin acımasızlık üzerine kurulu olması!Büyük balıkların küçük balıkları yemesi örneğinden yola çıkarsak, tüm canlıların birbirlerini yiyerek yaşam zincirinin oluşması gerçeğinden yola çıkarsak, doğada adalet falan yok.Dengeyi sağlayansa, zayıfların yani sürekli yenilenlerin sayısının çok, güçlülerin yani aslan kaplan gibi güçlülerin sayısının ise az olmasından başka bir şey değil!Adaleti arayanların kimler olduğunu Nice çok farklı bir biçimde izah ediyor! Aslında bu tür felsefi ve de toplumsal konuları önyargılarımızdan arınarak sürekli tartışmamız gerekir!Bugün için, Nice’den çok küçük bir alıntıyla, bu konuyu şimdilik noktalayalım:“Evrenin bütününde kendini aşan, daha yüksek bir aşamaya varan, etkileyen, etkilenen varlığın simgesi durumunda bulunan insan için erek, en üstün olmaktır. Ancak, insan kavramı altında toplanan bütün bireyler bu evrensel yücelik aşamasına ulaşamaz. Toplumu oluşturan bireyler, gerçek yaratıcı, gerçek doğurucu olan “üstinsan”ın ortaya çıkışına yarayan birer gereç niteliğindedir. Bir yontunun ortaya konmasında, mermeri yontan, yere pek çok parçalar, kırıntılar, döken yontucunun en büyük yapıtını biçimlendirmek, yaratmak için yaptığı neyse, doğa da “üstinsan”ı yaratmak için öteki bireyleri birer araç, gereç olarak kullanır. Bireyler, bu yüce insanın ortaya çıkması için doğanın yere döktüğü, saçtığı birer kırıntıdır, birer artıktır. İşte bu nedenle, “üstinsan”ın çevresinde ayaklarının dibinde toplanan bireyler bir yığındır, onlar “pek çoklar”dır. Doğanın ereği bu “pek çoklar”ın içinden “üstinsan”ı ortaya çıkartmaktır.”Nice’nin bu yaklaşımı ilginç, ilginç olduğu kadar da çarpıcı değil mi?