HİÇBİR yönetim sisteminin toptan iyi ya da kötü olması düşünülemez. Her yönetim biçiminin zayıf ve kuvvetli tarafları vardır.
HİÇBİR
yönetim sisteminin toptan iyi ya da kötü olması düşünülemez.
Her yönetim biçiminin zayıf ve kuvvetli tarafları vardır.
"Başkanlık Sistemi iyidir, Parlamenter Sistem kötüdür" demek, bilgisizlik ya da yalancılık değilse ya hainliktir ya da aptallık.
Bizdeki sorunun asıl kaynağı ise başka.
Asıl olan sistemin iyi ya da kötü olması değil, ilerde Türkiye Cumhuriyeti devletinin adını da kimliğini de değiştirmeyi amaçlayan uzun soluklu bir projenin önemli bir merhalesi olmasıdır.
Ülkemizi yöneten kadro her adımda Türk kimliğiyle ve cumhuriyet yönetiminin değerleriyle açık bir savaş halindedir.
Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile AKP Hükümeti aynı menzile farklı yollardan giden iki ortaktı.
Batı'nın güdümünde ve hizmetindeki FETÖ, Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkabileceği vehmine kapılarak açıktan silahlı başkaldırı yaparak saldırdı.
Tahribatı büyük oldu, öldürücü yara verdi ama hedefe varamadı.
FETÖ ile aynı menzile varmayı hedefleyen ve şimdi ülkeyi yönetenler ise, meşru iktidar olsalar da, oldubittiler yaparak, anayasa ve yasaları bilerek ve isteyerek çiğneyerek, bizzat adalet bakanının "Fiili başkanlık durumu yok mu? İstediğiniz kadar yok deyin, var. Gerçek çok açık ortada" dediği gibi, fiili durumlar yaratarak devleti değiştirmeye, menzile ulaşmaya çalışmaktadırlar.
Milletvekili olurken veya cumhurbaşkanı seçilirken yaptıkları yemini her adımda çiğneyenler, namusları ve şerefleri üzerine ettikleri yeminlerine sadık kalmayanlar, Türkiye Cumhuriyeti yasalarını yok sayanlar, gelecekte de benzer davranışlarla, her adımı bir merhale görecekler ve bir de bakmışsınız ki, Türkiye Cumhuriyeti bir varmış, bir yokmuş olmuş.
Mesele, ülke yönetiminin Parlamenter Sistem ya da Başkanlık Sistemi olması değildir, mesele bizzat Türkiye’dir.
İktidarın varmak istediği menzil, Fethullah Gülen’in de varmak istediği menzildir.
FETÖ’nün darbeyle yapmak istediğini iktidar alıştıra alıştıra yapmaya çalışmaktadır.
O menzilde ne cumhuriyet, ne Atatürk olacak, ne de Türk devleti kalacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilişkilerin geliştirilmesine katkıları nedeniyle yabancılara verdiği en büyük üç nişan olan Devlet Nişanı, Cumhuriyet Nişanı ve Liyakat Nişanı’nın şekilleri 2013 yılı iktidarınca değiştirilmiş, nişanlarda bulunan TC yazısı ve Atatürk kabartması kaldırılmıştı.
Yani devletimiz, bir nişan veriyor ve o nişanda ne devletin adı var, ne de kurucucu olan atasının resmi.
Böyle bir devlet nişanının devletimizle bir ilgisi olabilir mi?
İşte, yok etmek istedikleri iki değerimiz, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'dir.
İktidarın paralar vererek, bütün okullarımızda konferanslar verdirdiği bir yobaz, bir Türklük, devlet ve cumhuriyet düşmanı var.
Her konuşmasında cumhuriyetimize, Türklüğe, İstiklal Marşı’na ve Atatürk’ümüze ağır hakaretler ediyor. Mankurt "Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi” diyor.
Devlet kesesinden beslenerek "Yunan galip gelseydi" diyen bir adam, okuldan okula, şehirden şehre neden dolaştırılır, neden konuşturulur?
Nedenini söyleyeyim.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk kimliğiyle savaş halinde iseniz, işte yapmanız gereken tam olarak da budur.
Gencecik çocukların kafalarına "Atalarımız yanlış yaptı, zafer kazanmamalıydı, hatta hiç savaşmamalıydı, Yunan galip gelse daha iyi olurdu" gibi bir alçaklığı sokmak olurdu.
Hangi devlet, kendi çocuklarını kendi kurucu atalarına karşı böylesine düşmanca duygularla besler?
Kendi devletine neden düşman olmasına çalışır?
Ülkemin insanlarına sesleniyorum.
Bu ülkeyi ve vatanımızı seviyorsanız, kimliğimizle var olmak istiyorsanız, bilesiniz ki, ülkede siyaset tartışmaları kalmamıştır, siyasi mücadele de yoktur.
Bütün olanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk kimliğinin var olması ya da yok olması kavgasıdır.
Yok etmeye çalışanlar organize, bilinçli, iç ve dış güçler el ele iken, ülkenin ve devletin sahipleri ile vatanseverler gaflettedir, yaşananları bir parti mücadelesi sanmaktadır.
Oysa durum çok vahimdir, bağımsız varlığımıza karşı altın vuruş yapılmak üzeredir.
Başkanlık teklifinin TBMM'ye getirilmesine sebep olanlara bir çift sözüm olacak.
Göreviniz fiili durumun yasal hale getirilmesine yardımcı olmak değil, yasa tanımazlardan, Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı savaş açarak fiili durum yaratanlardan hesap sormaktır.
Sizin soramadığınız hesabı biliniz ki, biz sizden soracağız!
Başkanlık teklifi TBMM'ye geldiğinde, iktidar, halkoyuna sunabilmek için gerekli 330 oya ulaşabilmeye her türlü ikna metodunu kullanacak ve kaçınılmaz olarak bir mebus pazarı kurulacaktır.
Dananın kuyruğu TBMM'de kopacaktır.
Mebus pazarı kurulduğunda bu işe çanak tutanlarda bir utanç duygusu görecek miyiz dersiniz?
Her insanın bir bedeli vardır, ama dürüst insanların bedelini kimse ödeyemez.
Siz kimsiniz?
Yeminlerine uymayan, namus ve şeref yoksunlarından mısınız, yoksa bedeli ödenemeyeceklerden mi?