TOPLUM olarak, hamasi çıkışları, yiğitlenmeleri ve ona buna meydan okumayı çok seviyoruz. Yiğitlenmek güzel de, sonrasında neler olabileceğini hiç hesaba katmıyoruz. 'Bir birlikteliği oluşturmanın ve güçlendirmenin en kolay yolu, bir...
TOPLUM
olarak, hamasi çıkışları, yiğitlenmeleri ve ona buna meydan okumayı çok seviyoruz.
Yiğitlenmek güzel de, sonrasında neler olabileceğini hiç hesaba katmıyoruz.
“Bir birlikteliği oluşturmanın ve güçlendirmenin en kolay yolu, bir ya da birkaç düşman bulmaktır.”
Bizim siyasilerimiz bu söze uygun bir davranış sergileyerek, bir değil sayısız düşman edinmenin özel çabası içine girerek, toplumun bu zaafından yararlanarak, siyasi birlikteliği yaygınlaştırmanın uyanıklığı içine girerek, ülkeyi sonu belli olmayacak maceralara sürüklemekten çekinmiyorlar.
Toplumsal bu zaafımız yüzünden ülke içinde de anlamsız kutuplaşmaların içine girerek birbirimizle bile çatışıyoruz.
1980 öncesinde de, Devrimcilerle Ülkücüler, sırf bu toplumsal aymazlığımız yüzünden, iki kutuplu dünya gerçeğinin oyununa gelip, Türk solcularıyla Türk sağcıları birbirini kırarak, vatanı kurtarma saçmalığı içinde, ülkeyi kan gölüne çevirmişlerdi.
İşin ilginç yanı ise, hala bu oyunun farkına varamayan kimi beyinler, o günlerde yaptıklarıyla övünebilmekteler!
Kimi siyasetçilerimizin ABD’ye, AB’ye ve benzeri süper güçlere meydan okumasından kimi vatandaşlarımız öylesine mutlu oluyorlar ki, sanki bu çıkışı yapan siyasetçinin bire bir bu ülkelerle çatışacakmış gibi bir algıyla, bu meydan okumayı kişinin yiğitliği gibi değerlendirme ahmaklığı içine girerek, siyasetçiye hayranlık duymaya başlamalarına bir türlü anlam veremiyorum.
Halbuki bu çıkışlar, bu ülkeye ve bu ülke insanına her alanda bir biçimde, bir fatura olarak çıkıyor.
Rus uçağı düşürüldüğünde ve sonrasında siyasetçilerimizin açıklamalarından çok mutlu olan yığınları bir düşünün.
Herkes, Türkiye olarak bir Rus uçağını düşürmenin mutluluğu içindeydi.
Pilotu öldürenlerin ilkelliğine ve insanlık dışı davranışına ise, kimse tepki bile göstermemişti.
Peki, sonrasında ne oldu?
Turizm dibe vurdu.
Ekonomimiz büyük zarara uğradı.
Bugün mü?
Bugün de, Rusya ile aramızı düzeltmek için aracılar kullanıp barışmanın yollarını aradık ve nihayet aramızı biraz olsun düzeltmenin mutluluğu içindeyiz.
Toplum olarak da, bu mutluluğun arayışı içinde olmanın çelişkisi içindeyiz.
Dün uçağı düşürdük diye sevinirken, bugün bunun nelere mal olduğunu görüp, Rusya ile ilişkilerin eski düzeyine gelmesi için dua etmekle meşgulüz.
Aynı durumun, ABD, AB ve diğer ülkeler için de olmayacağını kim garanti edebilir?
Kuzey Irak Kürt yönetimiyle ve de Suriye ile de, taban tabana zıt bu iki tavrı sergileyerek bugünlere geldik.
İran'a ambargo uygulanırken, İran’ın hamiliğine soyunmuştuk.
Bugün İran’la aramız limoni.
Irak ve Suriye ile bir türlü uzlaşamıyoruz, tam tersine düşman güçler haline geldik.
Ülke içinde uzun yıllardır terör belasıyla uğraşırken, sanki dünyayı biz dizayn edebilecek bir güç vehmiyle dünyayı düzeltmeye dönük çıkışlar yapmanın akıl ve mantıkla izahının yapılamayacağı kanısındayım.
Hadi kimi siyasilerin ya da liderlerin egoları tırmanışa geçip, Hitler havasına bürünebilir ama sıradan gariban vatandaşın bu tür maceralarda çıkacak her olumsuz faturanın kendisine dönük olacağını bilmemesi anlamlı!
Siyaset bir sanattır.
Tıpkı satranç oyununa benzer.
Günlük hamlelere yoğunlaşmak, genelde hezimetle sonuçlanır, her hamle ileriye dönük üç beş hamleyi öngörerek ancak siyasi başarı yakalanabilir.
Siyasi tarihimizde hep kısa vadeli çözümlere yöneldiğimizden bir türlü kalıcı istikrarı sağlayamıyoruz.
Bunun en somut örneği Kıbrıs.
Toplum olarak Kıbrıs çıkartmasıyla havalara uçtuk.
Rahmetli Ecevit kahraman ilan edildi.
Sonrasında masa başında hep kaybettik.
Yıllarca ambargolarla boğuştuk.
Hala 1974’den bugüne kadar Kıbrıs çıkartmasının sağlıklı bir anlaşma ile sonuçlandırılmayıp “Çözümsüz” kronik bir sorun olarak kalmasının bu ülkeye ve bu ülke insanına nelere mal olduğunu çok iyi hesapladığımızda, ne kadar hesapsız, kitapsız ve beceriksiz olduğumuzu anlarız!
Bu kafayla gider, her yiğitlenenin peşine takılmaya devam edersek, sonumuzun ne olacağı pek belli olmaz!