Yıllar boyu ekonomik krizlerle boğuşup durduk. On yılda bir darbelerle ve darbecilerle birlikte yaşadık. On binlerce gencimiz öldürüldü, hapislerde çürütüldü, iğdiş edildi. Göstermelik Parlamenter cumhuriyet aldatmacası içinde bir vesayet...
Yıllar boyu ekonomik krizlerle boğuşup durduk.
On yılda bir darbelerle ve darbecilerle birlikte yaşadık.
On binlerce gencimiz öldürüldü, hapislerde çürütüldü, iğdiş edildi.
Göstermelik Parlamenter cumhuriyet aldatmacası içinde bir vesayet rejimiyle yönetilmemize rağmen, siyasetçilerimizi ve siyasi liderleri baş tacı etme aymazlığında, parti fanatizmiyle, birbirimize saldırıp, hakaretler edip, olmayacak suçlamalar içine girdik.
Toplum, Ülkücü-Devrimci, Alevi-Sünni kutuplaşması içinde birbirine kırdırılırken, Laik-Anti laik zıtlaşmasıyla düşman iki kampa bölündü.
Terör belasıyla yıllar boyu ülke neredeyse kan gölüne döndü.
Tüm bu rezilliklerin bir parçası olmamıza rağmen, tüm sorunlarımızın sorumlusu olarak hep başkalarını gösterme ilkelliği içine girerek özeleştiri yapmaktan, suçu kendimizde aramaktan özellikle kaçındık.
Bir ay öncesine kadar, en küçük bir olumlu haberle karşılaşmazken, sürekli şehit cenazelerinden, ülkenin dört bir yanında gündeme gelen eylemler zincirinde, olumsuzluklarla dolu bir haber bombardımanıyla moral olarak göçüyorduk.
Bugün yine bazı üniversitelerde bazı gençleri maşa olarak kullanarak bu ülkeyi kaosa sürüklemeye çalışanlar olsa da, kimi üniversitelerde öğretim üyeleri ve öğrenciler yeni teknoloji yaratmanın özel çabası içindeler.
Ülkede mega projelere imza atılıyor.
Ülke genelinde kentler, ulaşım anlamında, en yeni teknolojilere dayalı yatırımlarla birbirine iyice yaklaştırılıyor.
Ekonomimiz, hızla pozitif yönde ilerliyor.
Türkiye’nin her alanda ve her anlamda prestiji tavan yapmış durumda.
Terörün sonlanması adına yapılan çalışmalar yavaş yavaş ürün vermeye başlamış, en azından barış arayışlarının başladığı günden bu yana şehit cenazelerinden ve de terör eylemlerinden söz edilmiyor.
Tabii ki, ülkeye güllük gülistanlık demek mümkün değil.
İnsan doğası gereği her şeyin daha iyisini ister.
Ama yine de, bugünkü halimizi bir felaket gibi göstermek de, iyi niyetle kesinlikle bağdaşmaz.
Biz, birbirimize ya da kendi kendimize hayatı zehir etmekle meşgulüz. Ernest Schroder, “İyimser, yaranın üstünde artık kabuk, kötümser de kabuğun altında yine yara görür” demiş. Biz yaranın üstünden kabuk kalksa bile, yara yerini kaşıya kaşıya, yara yapmakla meşgulüz!