ABD ile İran arasındaki gerilim yeniden tırmanırken, uzman analizleri İran’a yönelik olası bir kara harekâtının hem askeri hem de siyasi açıdan son derece ağır sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Hürmüz Boğazı, güney kıyıları ve dağlık iç hatlar, operasyonu zorlaştıran başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.
ABD’nin İran’a yönelik olası kara harekâtı senaryosu yeniden tartışılırken, yayımlanan son analizler bu seçeneğin sahada kolay ilerlemeyecek bir tablo ortaya koyduğunu gösteriyor. Özellikle İran’ın geniş yüzölçümü, dağlık yapısı, iç bölgelere yayılan askeri kapasitesi ve uzun kıyı hattı, olası bir müdahaleyi sadece askeri değil, siyasi ve ekonomik açıdan da ağır bir sürece dönüştürebilir.
Bu tablo Türkiye’de ve Alanya’da akaryakıt, altın ve günlük maliyetleri takip eden okur için de uzak bir dış politika başlığı olmaktan çıkıyor. Çünkü Hürmüz hattında yaşanacak her yeni gerilim, petrol fiyatından taşımaya, oradan da market rafına kadar uzanan bir zinciri etkiliyor. Mesele biraz da burada büyüyor.
İRAN’IN COĞRAFYASI NEDEN BELİRLEYİCİ?
Analizlere göre İran, sadece askeri hedeflerden ibaret bir ülke değil; coğrafyanın bizzat savaşın parçası haline geldiği zorlu bir alan. Ülkenin toplam yüzölçümü 1,7 milyon kilometrekareyi aşarken, kuzey ve batı kesimlerinde sert dağ kuşakları, iç bölgelerde çöl alanları ve güneyde uzun bir kıyı hattı yer alıyor. Bu yapı, dışarıdan gelecek büyük çaplı bir kara gücünün hızlı sonuç almasını zorlaştırıyor.
Özellikle Zagros ve Elburz dağ silsileleri, dar geçitler ve sert arazi yapısıyla savunma lehine bir ortam oluşturuyor. İran’ın en yüksek noktası olan Demavend zirvesi de ülkenin ne kadar sert bir topoğrafyaya sahip olduğunu gösteren örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
ÜÇ OLASI HAREKÂT HATTI TARTIŞILIYOR
Uzman değerlendirmelerinde üç ana senaryo dikkat çekiyor. İlk senaryo, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki adalar üzerinde kontrol kurulması. Ancak bu hattın ele geçirilmesi bile kalıcı kontrol anlamına gelmeyebilir. Çünkü İran’ın deniz ve kıyı savunma kapasitesiyle birlikte bölgedeki enerji akışının sekteye uğraması, küresel piyasaları da doğrudan sarsabilir.
İkinci senaryo, İran’ın güney kıyı şeridinden içerilere ilerleme. Fakat Irak sınırından Pakistan’a kadar uzanan uzun sahil hattı, ilk bakışta bir avantaj gibi görünse de sahadaki kuvvetler açısından ciddi bir ikmal ve güvenlik yükü doğuruyor. Kıyıya çıkmak başka, o hattı tutmak başka.
Üçüncü seçenek ise batıdan giriş. Bu hatta dağlık alanlar, dar geçiş bölgeleri ve derin savunma hatları öne çıkıyor. Sınırlı bir kara operasyonunun bile kısa sürede geniş çaplı çatışmaya dönüşebileceği değerlendirmesi yapılıyor.
FÜZE ALTYAPISI VE YER ALTI TESİSLERİ DİRENCİ ARTIRIYOR
İran’ın askeri kapasitesinin sadece görünen üslerden ibaret olmadığı vurgulanıyor. Ülke geneline yayılan füze rampaları, yer altına alınmış tesisler ve dağınık savunma altyapısı, baskı altında dahi belirli ölçüde operasyonel devamlılık sağlayabiliyor. Bu durum, hava saldırılarının ardından kara harekâtı planlayan bir güç için riski büyütüyor.
Bir başka önemli nokta da şu: İran’ın geniş alanlara yayılan savunma mimarisi, çatışmanın kısa sürede sonuçlanacağı varsayımını zayıflatıyor. Bu da hem insan kaybı hem maliyet hem de siyasi baskı başlığını büyütüyor. Uzarsa iş daha da karışır, orası açık.
HÜRMÜZ BOĞAZI ETKİSİ EKONOMİYİ DE VURUYOR
Gerilimin merkezindeki Hürmüz Boğazı, küresel enerji geçişi açısından kritik önem taşıyor. Bu bölgede yaşanacak yeni bir askeri tırmanma; petrol arzı, deniz ticareti ve sigorta maliyetleri üzerinden dünya ekonomisine yeni baskı oluşturabilir. Uzmanlara göre İran’a yönelik sert bir kara ya da kıyı operasyonu, yalnızca sahadaki askeri dengeyi değil, enerji piyasalarını da doğrudan sarsma potansiyeli taşıyor.
Bu yüzden mesele sadece Washington ile Tahran arasında yaşanan askeri bir başlık olarak görülmüyor. Türkiye’de araç kullanan, taşımacılık yapan, ürünü şehir dışından gelen herkes böyle dönemlerde fiyatlara daha yakından bakıyor.
ABD STRATEJİSİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER ARTIYOR
Son değerlendirmelerde, ABD’nin İran’a yönelik nihai hedefinin tam olarak netleşmediği eleştirileri de öne çıkıyor. Rejim değişikliği, caydırıcılık, müzakereye zorlama ve enerji hattı güvenliği gibi farklı hedeflerin aynı anda konuşulması; sahadaki askeri seçeneklerin de belirsizleşmesine yol açıyor. Uzmanlar, net siyasi hedef olmadan başlatılacak bir kara harekâtının sahada kontrol edilmesi güç ve uzun süreli bir çatışmaya dönüşebileceğini belirtiyor.
İran içinde dış müdahale algısının güçlenmesi halinde milliyetçi reflekslerin daha da sertleşebileceği, bunun da müzakere ihtimalini zayıflatabileceği dile getiriliyor.
SONUÇ: SAHADA DEĞİL MASADA ÇÖZÜM ÇAĞRISI
Uzman analizlerinin ortak noktası şu: İran’a yönelik geniş çaplı kara harekâtı, kısa sürede sonuç alınabilecek bir seçenek gibi görünmüyor. Coğrafya, lojistik maliyet, askeri direnç, enerji güvenliği ve siyasi sonuçlar birlikte düşünüldüğünde, olası bir operasyonun hesaplanandan daha ağır sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle mevcut tabloda askeri baskının artırılmasından çok, diplomatik çözüm arayışlarının yeniden öne çıkması gerektiği yorumları dikkat çekiyor.