SEVGİLİ Atam ne zaman seni düşünsem, ne zaman elimdeki parada yüzünü görsem, ne zaman bir duvarda asılı heybetli resmini görsem, heykelini görsem ve şanlı bayrağımızı balkona assam, 78 yıl evvelki çoçukluğum aklıma gelir. Her 10 Kasım'da...
SEVGİLİ
Atam ne zaman seni düşünsem, ne zaman elimdeki parada yüzünü görsem, ne zaman bir duvarda asılı heybetli resmini görsem, heykelini görsem ve şanlı bayrağımızı balkona assam, 78 yıl evvelki çoçukluğum aklıma gelir. Her 10 Kasım'da saat 9'u 5 geçe hoparlörlerden yükselen "Atam ölmez, o kalbimizde, ruhumuzda ilelebet yaşayacaktır" sözleri kulaklarımda çınlar. Halkın ağlayan ve hıçkıran sesi gözümün önündedir. Annemin döktüğü gözyaşının haddi hesabı yok, göz kapakları şişerdi. Gölzeri kan çanağına dönerdi. Bir keresinde dişlerini sıkmaktan köke ne olduysa dişinin ağrısına dayanamayıp çektirdi. Kimi görsek ağlardı, çırpınırdı. Atamız ve yurdumuz için canımızı versek azdır. Kısa bir müddet sonra sinemaya Atatürk'ün cenazesinin filmi geldi. Hepimiz koştuk. Tüm halk oradaydı. Arka taraflar, ara geçitler doldu. Ayakta durmaya razı oldular. Film siyah beyaz gösterildi. Aziz Atamızın hayatından kesitlerin yer aldığı filmde, Atamızın Türkiye'nin küçülmüş coğrafyasını, kaybolan topraklarımızı, şehir ve köylerimizi geri kazanmak için verdiği mücadeleyi anlatırdı. İsmet Paşa ve silah arkadaşları saymakla bitmez. Komutanlarımızın ve askerlerimizin ataklılığı ve cesareti, halkın erkek-kadın, çoluk-çocuk, yaşlı demeden kar ve soğukta yılmaması onurumuzu geri kazandırdı. Çok şehidimiz oldu. Ne çok ana-baba, eş-evlat, kardeş, akraba kan ağladı. Duyarlı halkımız çok üzüldü. Gözyaşını tutamadı. Ama ateş düştüğü yeri daha çok yakar. Evi yangına çevirir. Çocuklar babasızlığın acısını ölünceye kadar belleklerinde de çeker. "Baba" diyemedim. Boynuna sarılamadım. Kucağına oturup sıcaklığını duyamadım. Bu düşünceler hep boynunu büker. Ya analar ne yapsın. O hakkı ödenemeyen fedakar analar, babasız çocuk yetiştirmek kolay mı? Bilhassa durumu iyi değil ve evi yoksa bir maaş neye yeter? Bu her gün fırlayan fiyatlar karşısında kadın çalışsın mı, çocuklarına mı baksın? Hani cüzdanları dövizle dolu olanlar bu acı ve çaresizliği bilemez. Çünkü ne açlık, ne kıyafetsizlik, ne de su alan ayakkabı bilir. İnsanların maaş artışları çok az. Çocuklar televizyonda gördüğü şeyleri annesine göstererek "Anne bize de yap", "Sen kötü annesin, yapmıyorsun", "Babam sağ olsaydı ben de bundan yiyebilirdim" derdi. Ne demişler, "Kahpe felek kimine kavun yedirir, kimine kelek." Onun için bu durumlarda her zaman bazı kararlar dikkatle verilmeli ve halk yararına olmalı. Türkiye'miz her şeyiyle değişti. Kültür ve sanat ilerledi. Modern bir hayat var. Hanımlara Seçme ve Seçilme Hakkı verildi. Okullara rağbet başladı. Kızlara istediği okulda okuma hakkı verildi. Okumayan annelere ve kızlara ayrıca dersler verildi. Hayat renklendi. Atamız Türkiye'miz için iyi ve güzel olan her şeyin en iyisini yapacak kararlar verdi. Bu kararların hepsi birlik ve beraberlik içinde mecliste milletvekilleri ile veriliyordu. Bizler de radyo haberlerinden öğreniyorduk. Bir eve erkeğin kazancı yetiyordu. Hanımlarda öğretmenlik çoktu. Bu meslek seviliyordu. Çünkü kutsaldır. Öğretmenin her okuttuğu çocukta hakkı vardır. İkinci ana gibi kıymetlerini biliyorduk. Yiyeceklerimiz ellenmeden, doğallıklarına, el sürülmeden sofraya gelirdi. Şimdi para hırsı, mevkii hırsı insanlara neler yaptırıyor. En yakın arkadaşımız kazık atıyor. Hileli malları göz göre göre yiyoruz. Tabi dürüstleri de var. Tabi bilebilirsen. Ah bu kalemim, yaramaz çocuk gibi fırsat buldukça yolunu değiştiriyor. Bir bakıyorum konunun dışına çıkmışım. Seneler evvele, 1953 yılına dönmek için neler vermezdim. Çünkü çocuklarım, aile fertlerim ve çok sevdiğim dostlarım vardı. Hepsi göçtü. Nur içinde yatsınlar. İnsan eskilere dönünce acıları yenileniyor. 1953'te Atamız, İstanbul Etnografya Müzesi'nden alıp Ankara'ya konmak üzere yola çıktı. Çok büyük bir merasim yapıldı. Halk sabah ezanı ile yola çıkmış, ön sırada yer bulup saygılarını sevgilerini ve gözyaşlarını sunmak için bekliyordu. O gün gözyaşı sel oldu. Ayılanlar, bayılanlar oldu. Balkonlar, damlar ağlayan insanlarla doldu taştı. Caddeler tıklım tıklım. Ata'nın evlatları Atalarını bir kez daha görmek için akın etti. Gazetelerde gördüğüm resimler ve radyoda okunan şiirler şunu anlattı, uzun yıllar geçse bile Türk halkının kalbine kazınan Mustafa Kemal Atatürk'ün sevgisi, her geçen gün artmakta. Atatürk, saygı ile anılıp özlenmektedir. 10 Kasım 2016'da televizyonlarda bir kez daha gösterildi ki Ata'ya olan özlem hiç bitmeyecek. Çok yoğun trafikli yolda araçlar saat 09.05'te kontak kapadı. Onun için ne yapsak, ne yazsak az. Atam rahat uyu, kalbimizdesin, sonsuza kadar da öyle olacaksın.