Altın, jeopolitik riskler artmasına rağmen haftayı sert bir düşüşle kapattı. Piyasada belirleyici olan iki başlık öne çıktı: Doların güçlenmesi ve ABD tahvil getirilerinin yükselmesi. Bu ikili baskı, güvenli liman arayışını bile gölgede bıraktı.
Hafta boyunca ABD’nin Orta Doğu’ya asker sevkiyatına hazırlanabileceğine dair haber akışı dikkat çekti. Bu tür gelişmeler enerji fiyatlarını yukarı itebileceği için enflasyon beklentilerini de canlandırıyor. Enflasyon endişesi büyüdükçe, faizlerin uzun süre yüksek kalacağı fikri piyasada daha fazla yer buluyor; altın için de tam burada sorun başlıyor.
Bu tabloyla birlikte spot altın, haftalık bazda yüzde 10,4 gerileyerek 4.500 doların altına indi. Türkiye’de de benzer bir düşüş yaşandı. Gram altın yüzde 10’un üzerinde değer kaybederek 6.406 liraya kadar çekildi.
Doların değer kazanması, altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha pahalı hale getiriyor. Bu da talebi sınırlayan bir etki yaratıyor. Üstüne bir de tahvil faizleri yükselince, getirisi olmayan altının cazibesi zayıflıyor; yatırımcı için “faiz mi, altın mı” sorusu daha keskin hale geliyor.
Bir yandan da Orta Doğu’daki gerilimin enerji fiyatlarını artırıp enflasyonu tetikleyebileceği endişesi masadan kalkmış değil. Bu risk, başta ABD Merkez Bankası Fed olmak üzere büyük merkez bankalarının faizleri yüksek tutmaya devam edebileceği beklentisini destekliyor.
İşin günlük hayata dokunan kısmı da var: Gram altındaki hızlı düşüş, düğün alışverişi yapacakları, takı borcu kapatacakları ya da birikimini altınla tutanları doğrudan ilgilendiriyor. “Düştü diye aldık ama ya daha da…” diyen de var, “Zaten pahalıydı, biraz nefes aldık” diyen de.
Piyasada gözler şimdi doların seyrinde ve tahvil faizlerinin nereye oturacağında. Altın tarafında yön arayanlar için kritik soru şu: Faizlerin yüksek kalacağı beklentisi kalıcı mı, yoksa yeni bir haber akışı dengeleri yine tersine mi çevirecek—