Alanya Kalesi'nin surları arasında, bu yıl 800. yaşını kutlayan Kızılkule'nin hikayesinde, Alanya kalesinde yanımda komşum ve dostum Muzaffer Özgüleş’le birlikte yürüyoruz.
Kendisi Alanya Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi ve başarılı bir çocuk kitabı yazarı.
Özgüleş bu sene Oxford Üniversitesi'nde üç ay Kıdemli Araştırmacı olarak bulundu. Avrupa Birliği projesi "Palimpsest Cities"i (Çok Katmanlı Şehirler) konulu çalışmasını da geçen sene başarı ile tamamladı.
Bu bilgiler eşliğinde, Alanya'nın medeniyetleri birbirinin üzerine nasıl kurduğunu, kaleye her çıkışımızda yeni bir hikâyeyle öğrenmek benim için gerçekten ayrıcalık.
Bu günkü gezinin başrolünde 800 yaşında taş ve tuğladan inşa edilen Kızılkule yer alıyor. Bu röportaj öncesinde Kızılkule’nin dünya üzerinde yer alan çağdaşları ile ilgili yazımı da geçen hafta yayınladık. Sözü çok uzatmadan sizleri röportajla baş başa bırakıyorum.
1. Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım. Akademik yolculuğunuz, mimarlık tarihi alanına yönelmeniz, çalışmalarınız hakkında bize kısaca bilgi verir misiniz?
Tabii. Ben Muzaffer Özgüleş, İzmir’de doğdum ve büyüdüm. Akademik yolculuğum 1997’de pek de alışılmadık bir yoldan başladı diyebilirim. Çünkü lisans eğitimim sırasında ODTÜ’de elektrik ve elektronik mühendisliği okudum; ardından Ankara’da mühendislik yapmaya başladım. Bu sırada yine ODTÜ’de Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları alanında yüksek lisansa başladım. İşte bu sırada ilgim mimarlık tarihine kaymaya başladı. Aslında her şey bir İstanbul gezisiyle başladı diyebilirim. Mimar Sinan’ın yapılarına vuruldum ve kendimi Osmanlı mimarisiyle ilgili akademik metinler okurken buldum. Ardından gemileri yakıp mühendisliği bıraktım ve sevdiğim işi yapmak ve ilgimi çeken yapılara yakın olmak için 2008’de İstanbul’a taşındım. Mimarlık tarihi alanındaki doktoramı da İTÜ’de 2013’te tamamladım.
Aynı sıralarda, 2008’de TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde yazarlık yapmaya başladım. Ancak bu maceram kısa sürdü, çünkü 2009’da derginin yönetimi değişti ve işten atıldık! Bilim ve Teknik’ten birkaç arkadaşımla Kumbara dergisini çıkarmaya başladık. 2010’dan beri de bu dergide çocuklar için yazmaya devam ediyorum. Çocuklar için yazdığım kitapların önünü de biraz bu dergiler açtı aslında. Zaten yazmak, tıpkı mimarlık tarihine duyduğum ilgi gibi, çocukluktan gelen bir tutkuydu. Ben sadece içimden gelen sesi dinledim diyebilirim!
Diğer taraftan bu ikili formasyonun bana kalıcı bir katkısı oldu: Yapıları hem bir tarihçi gibi toplumun, siyasetin ve kültürün belgesi olarak görüyorum hem de onları analitik ve daha farklı bakış açılarıyla inceleyip yorumluyorum. Tasarladığım projelerde, yazdığım kitaplarda ve yaptığım araştırmalarda dijital araçlara ve eğitim teknolojilerine yatkınlığım da büyük ölçüde bu mühendislik altyapısından besleniyor.
Araştırmalarımın merkezinde Osmanlı mimarlığı yer alıyor. Doktoramı Gülnuş Emetullah Sultan’ın imar faaliyetleri üzerine yaptım, ardından 2014-15’te Oxford Üniversitesi’nde yürüttüğüm doktora sonrası araştırmada Osmanlı kadınlarının mimari hamiliği üzerine çalışmaya devam ettim ve bu bir kitaba da dönüştü (“Osmanlı Dünyasını İnşa Eden Kadınlar”, I.B. Tauris, 2017; Türkçe baskısı İş Kültür Yayınları, 2025).
Bunun yanında İstanbul’un Bizans’tan günümüze kadarki çok katmanlı tarihi, özellikle Mimar Sinan çağı en baştan beri ilgi alanlarım arasında yerini koruyor. Hâlen Oxford Üniversitesi'ndeki Khalili Araştırma Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olarak, İstanbul'da Osmanlı mimarlığının on beşinci yüzyıl ortasından yirminci yüzyıl başına uzanan dönüşümünü tarihselleştirme ve görselleştirme üzerine çalışıyorum. Başka bir deyişle yapıların kendi dilinde anlattıkları hikâyeleri bizim dilimize tercüme etmeye çalışıyorum.
2. Alanya ile yolunuz nasıl kesişti? Bu kente geliş süreciniz ve Alanya'daki akademik çalışmalarınız nasıl şekillendi?
Aslında “tesadüf eseri” diyebilirim. Açıkçası 2021’de Alanya Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü için açtığı bir ilanı görene kadar aklımda Alanya’ya yerleşmek yoktu. Ama ilk görüşmeye geldiğimde şehri, özellikle tarihi dokusunu ve elbette iklimini çok sevdim. Her nedense (!) Kale yamacından bir ev tuttuk! Bu sayede Alanya Kalesi arka bahçem oluverdi. Arka bahçede “oynamaya” çıka çıka, Alanya’nın çok katmanlı tarihini keşfettikçe, akademik çalışmalarımın arasına Alanya da girmeye başladı.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki benim gibi çok katmanlı Akdeniz kentlerine ve onların birbirinden ilginç hikâyelerine meraklı biri için Alanya beklediğimden de zengin bir laboratuvar çıktı. İstanbul üzerine geliştirdiğim bakış açısını buraya, bambaşka aktörlerin rol aldığı birçok katmanlı şehre uygulamaya başladım. İstanbul nasıl üst üste yazılmış bir şehirse, Alanya da öyle; ölçeği farklı ama derinliği şaşırtıcı. Akademik çalışmalarım da giderek bu yönde, kentin kendi katmanlarını okumak ve görünür kılmak üzerine şekillendi.
3. “Çok katmanlı şehir” kavramı Alanya'yı anlamak için bize nasıl bir bakış açısı sunuyor?
Buradan Çok Katmanlı Şehirler projesine geliyoruz sanırım! Aslında “palimpsest”, bir el yazması terimidir: kazınıp üzerine yeniden yazılan, ama alttaki yazının izleri tamamen silinemeyen parşömen demektir. Şehirler de tıpkı böyledir. Her dönem bir öncekinin üstüne yazılır; ama eski katmanlar sokak dokusunda, bir surda, bir temel taşında ya da bazen dimdik ayakta karşımıza çıkar. 2022-2025 yılları arasında yürüttüğüm Palimpsest Cities adlı Erasmus+ projesi de tam da bu katmanları okunur kılmak üzerine kurulu.
Alanya'ya bu gözle baktığınızda, etkileyici bir kaleye sahip bir “tatil beldesinin altında üst üste binmiş Helenistik, Roma, Bizans, Ermeni, Selçuklu, Karamanoğlu, Latin, Osmanlı ve modern dönem izlerini görürsünüz. Çok katmanlı şehir kavramı bize şunu söyler: Alanya'yı anlamak, bu katmanlardan herhangi birini ötekine tercih etmek değil, hepsinin aynı anda var olduğunu ve şehre ayrı ayrı değerler kattıklarını görebilmektir. Bu bakış, kenti durağan bir kartpostal olmaktan çıkarıp dinamik bir tarih metnine dönüştürür.
4. Alanya genellikle turizm kimliğiyle tanınıyor. Bir mimarlık tarihçisi olarak Alanya'nın daha derindeki tarihsel karakterini nasıl tarif edersiniz?
Turizm, Alanya'nın en yeni ve en görünür katmanı; ama yalnızca en üstteki katman. Bunun hemen altında, çok daha eski ve belirleyici bir karakter var: stratejik bir Akdeniz liman kenti. Konumu o kadar değerliydi ki on üçüncü yüzyılda Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad burayı bir deniz üssü hâline getirdi, hatta Alaiye’yi kışlık merkezi yaptı.
Bir mimarlık tarihçisi olarak Alanya’yı hem antik dönemde, hem ortaçağda, zaman zaman yıldızı parlayan zaman zamansa sönen, ama hep işleyen bir Akdeniz liman kenti olarak tanımlarım. Sınırda, kültürlerin kesiştiği bir kavşakta kurulmuş bir şehir. Antik dönemin Pamfilya’sıyla Kilikya’sı arasında, Roma’yla Korsanlar arasında, Bizans’la Küçük Ermenistan arasında, Selçukluyla Mısır arasında -kimi zaman savaş, kimi zaman ticaret şeklinde- farklı etkileşimlerin olageldiği bir kavşak. İşte dikkatli bir şekilde baktığınızda, tüm bunların izlerini görebileceğiniz, oldukça renkli bir karakteri var Alanya’nın.
5. Kızılkule'nin 800 yıldır ayakta kalmış olması, bize yalnızca mimari sağlamlığı mı, yoksa daha geniş bir kent ve savunma sistemini mi anlatıyor?
İkisini de anlatıyor; ama asıl önemli olan ikincisi. Bir yapıyı tek başına bir nesne olarak değil, bir ağın içindeki bir düğüm olarak düşünebiliriz. Kızılkule'nin 800 yıl ayakta kalması elbette sadece malzemesinin dayanıklılığının veya mühendislik becerisinin sonucu değil… Aynı zamanda çok iyi tasarlanmış bir savunma sisteminin, yeni baştan inşa edilen bir şehrin en sağlam halkası o.
Ama kulenin asıl anlamı, bütünleşik bir savunma ve liman sisteminin parçası olmasında. Kızılkule tek başına dikilmiş bir kule değildir; surlar, deniz duvarları, liman, tersane ve yukarıdaki kaleyle birlikte, hepsi aynı anda, Alâeddin Keykubad'ın on üçüncü yüzyıldaki imar hamlesinde ve ortak bir tasarım konseptiyle tasarlanmıştır. Ancak hem kullanılan malzemelerde hem tasarımında, hem de inşasında aynı çok katmanlılığı, çok kültürlülüğü görmek mümkün. Yani aslında Kızılkule’nin 800 yaşını doldurmuş olması, bize bir tek yapının değil, onu inşa eden kültürel birikimin gücünü gösteriyor.
6. Kızılkule, Tersane ve Alanya Kalesi birlikte düşünüldüğünde nasıl bir mimari, askeri ve liman kenti bütünlüğü ortaya çıkar?
Bu üçlü bir araya geldiğinde, Orta Çağ Akdeniz'inde nadiren bu kadar bütün hâlde korunmuş bir deniz-savunma kompleksi olarak karşımıza çıkıyor. Yarımadayı taçlandıran kale, kıyıya inen sur sıraları, liman ağzını gözeten Kızılkule ve onun hemen yanında, günümüze ulaşmış tek Selçuklu tersanesi. Bunlar ayrı ayrı yapılar değil; savunma, gemi üretimi ve deniz ticaretini tek bir stratejik organizma içinde birleştiren bir tasarımın parçaları. Anadolu’dan Kıbrıs’a ve Mısır’a uzanan ticaret hattının hem önemli bir durağı hem de Toroslardan kesilen sedirlerle yapılan gemilerin denize açıldığı liman.
Yani Alanya'yı, baştan sona bir liman kenti olarak düşünülmüş bir yer olarak görmemiz gerekiyor. Tersane gemiyi üretir, sur ve kule onu korur, kale bütün düzeni yönetir. Akdeniz'de bu üç işlevi bu kadar eksiksiz bir arada saklayabilen çok az yer vardır; Alanya'nın değeri ve özgünlüğü tam olarak burada. Ve bu muhtemelen Selçukludan da öncesine uzanıyor. Korsanların da Romalıların da bu noktayı bir üs olarak kullandıklarını düşünebiliriz.
7. Kızılkule'nin formu, malzemesi, konumu ve limanla ilişkisi açısından mimarlık tarihi bakımından dikkat çekici yönleri nelerdir?
Kızılkule sekizgen planlı, üç katlı ve yaklaşık 33 metre yüksekliğinde, dışarıdan oldukça sade görünen bir forma sahiptir. Ama içeride her katta birbirinden farklı kat planları ve merkezde yer alan su sarnıcıyla hayli dikkat çekici bir kurguya sahiptir. Bence kulenin inşasında kullanılan malzeme, yapının en ilgi çekici yönünü oluşturur: Alt bölümlerde kesme taş, üst bölümlerde kırmızı tuğla kullanılmıştır; ama asıl önemlisi yapıyı süsleyen devşirme malzemelerdir. Dikkatli bakıldığında Alanya’nın tarihini ve önceki katmanlarını Kızılkule’nin içinde ve dışında görmek mümkündür. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde inşa edilmiş ancak günümüze ulaşamamış yapılardan yadigâr en kıymetli parçalar, Kızılkule’nin en dikkat çekici noktalarına yerleştirilmiştir.
Konum olaraksa Kızılkule, eğimli arazide doğrudan ana kayaya oturur ve limana hâkim bir noktada yükselir. Limanla ilişkisi de tamamen işlevseldir: liman ağzını ve tersaneyi gözetlemek, korumak için vardır.
Beni özellikle heyecanlandıran bir ayrıntı da kulenin Halepli bir mimar, Ebu Ali Reha el-Kettânî tarafından yapılmış olması. Orta Çağda oldukça yaygın bir uygulama olan, gezgin mimar ve yapı ustalarının hünerlerini, farklı patronların yapılarında sergilemesine güzel bir örnek bu. Mimari bilginin sınırlar ötesine, Suriye'den Anadolu'ya taşınmasının somut bir kanıtı.
8. Palimpsest Cities projesindeki dijital anlatı, yürüyüş rotası ve hikâyeleştirme yaklaşımı Kızılkule 800. yıl çalışmalarına nasıl ilham verebilir?
Palimpsest Cities projesinin temel yöntemi şu: Kültürel mirası didaktik olarak anlatılan bir bilgi olmaktan çıkarıp gezilebilir, oynanabilir, yaşanabilir ve aktarılabilir bir hikâyeye dönüştürmek. Proje kapsamında gerçekleştirdiğimiz oyunlaştırılmış saha gezileri ve üretilen dijital hikâyeler, ziyaretçiyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp şehrin katmanları içinde gezinen aktif bir okura dönüştürüyor.
Aynı yaklaşım Kızılkule'nin 800. yılı için de doğrudan uygulanabilir. Kule–tersane–kale üçgenini birbirine bağlayan bir yürüyüş rotası, dijital araçların da kullanıldığı oyunlarla ve hikayelerle kurgulanıp çok daha ilgi çekici ve akılda kalıcı bir hale getirilebilir. Hem yerli halka hem de yabancı ziyaretçilere yönelik, çok dilli bir hikâye anlatımı tasarlanabilir. Ayrıca çocuklara ve gençlere yönelik özel eğitim içerikleri de geliştirilebilir. Bu sayede insanların aradan geçen 800 yıla yalnızca bakmasını değil, o 800 yılın içinde gezinmesi sağlanabilir.
9. Kızılkule'nin 800. yılı, Alanya'nın yalnızca geçmişini değil, gelecekteki kültürel kimliğini de yeniden düşünmek için nasıl bir fırsata dönüşebilir?
Böylesi bir yıldönümü sıradan bir kutlama olarak da kalabilir bir dönüm noktasına da dönüşebilir. Bugüne dek daha çok deniz-kum-güneş turizmi ile öne çıkan Alanya’nın çok katmanlı tarihinin vurgulanması, kenti yılın 12 ayı boyunca ve farklı tabakalardan gelen turistlere açık bir yer haline getirebilir. Yani bu yıl dönümü, Alanya’yı sıradan bir turizm kenti olmaktan çıkarıp ona zengin kültürel kimliğini sergileme fırsatı sunabilir.
Bunu kalıcı hale getirmek için sadece daha çok etkinlik yapmak değil, kalıcı ve sürdürülebilir çıktıları olan üretimler yapmakta fayda var. Kızılkule’nin farklı yüzlerinin, bu kentin farklı ve renkli kültürel kimliklerini temsil edişini vurgulayan etkinlikler yapılabilir. Sadece onu değil kentin somut ve soyut tüm kültürel miras öğelerinin tümünün geleceğe taşınmasını garanti altına alacak, sonraki yıllarda da gelenekselleşip sürecek faaliyetler yapılabilir.