Küresel ısınma, su yönlendirme projeleri ve nüfus artışı, dünya genelindeki tatlı su kaynaklarını hızla tüketiyor. Interesting Engineering tarafından yayımlanan güncel uydu analizlerine göre, farklı kıtalarda yer alan 9 devasa göl, nehir ve sulak alan haritadan silinme aşamasına geldi.
Güney Amerika'nın ana ticaret rotası olan 4.900 kilometre uzunluğundaki Parana Nehri'nde su seviyesi ciddi oranda düştü. 1990 ile 2026 yılları arasındaki uydu kayıtları, nehir yatağının açığa çıktığını ve hat üzerinde yeni adacıkların oluştuğunu gösteriyor.
Orta Doğu'nun en büyük tuz gölü olan Urmiye Gölü ise 1990'lı yıllardaki 6.000 kilometrekarelik yüzölçümünün yüzde 10'undan daha az bir alana geriledi. Mevcut verilere göre, tarımsal sulama ve yer altı suyu tüketimi nedeniyle gölün büyüklüğü 581 kilometrekareye kadar düştü.
UYDU VERİLERİ KURUMAYI DOĞRULUYOR
Deniz seviyesinden 3.700 metre yüksekte bulunan ve 1.000 kilometrekarelik alanı kaplayan bir diğer gölün büyük bölümü, su yönlendirme ve kuraklık nedeniyle tuz havzasına dönüştü. Şili'nin başkenti Santiago yakınlarındaki Aculeo Lagünü'nün 2007 ve 2026 yılı fotoğrafları incelendiğinde, bölgenin tamamen kuruduğu saptandı.
ABD'nin güneybatısına su sağlayan ve 1930'larda Hoover Barajı ile oluşturulan ülkenin en büyük baraj gölünde su rezervleri keskin bir düşüş yaşadı. Benzer şekilde Dicle ve Fırat nehirlerinden beslenen Mezopotamya Sulak Alanları'na ait 1984 ve 2020 yılı uydu verileri, ekosistemde ciddi daralmalar olduğunu belgeledi. Sahra Çölü'nün güneyinde ve Madagaskar'daki su kaynaklarında yaşanan kuruma ise tarımın gerilemesine ve bölge halklarının göç etmesine neden oluyor.
HİDROKLİMATİK SIÇRAMA NEDİR?
Birleşik Krallık'taki nehir havzalarında yapılan bilimsel araştırmalar, küresel su krizinin mekanizmasını anlatan yeni bulgular ortaya koyuyor. Isınan atmosferin daha fazla nem tutması, ani ve ekstrem yağışların sıklığını artırırken, kuruyan toprak yağan suyu hapsedemiyor.
Uzun süreli kuraklık dönemlerinin ardından toprak tabakası sıkışarak hidrofobik (su itici) bir özellik kazanıyor. Bu durum, şiddetli yağışların yer altı su kaynaklarını beslemek yerine yüzeysel akışa geçerek lokal sel felaketlerine ve toprak erozyonuna zemin hazırlamasıyla sonuçlanıyor.