AV. İsmail YILDIZ
Alanya Kültür-Sanat ve Turizm Vakfı Başkanı
ALANYA’DAN yalnızca benim katıldığım bu kültür gezisine, Antalya, İstanbul ve Ankara’dan çoğu akademisyen olan sekizi bayan 20 kişi katıldı. Çok şey öğrendiğimiz ve zevk aldığımız bu gezinin notlarını siz Yeni Alanya okurları ile paylaşmak istedim.
GEZİ BAŞLIYOR
Alanya–Gazipaşa Havalimanı, yöremiz açısından çok önemli sayılan bir Turgut Özal hatırası sayılır. “Buradan uçak kalkamazmış, 2 kilometre pisti bile yokmuş, dağa çarparmış, öncelikle dağı kesmek lazımmış gibi tartışmalar. Özal, prenslerine avanta sağlamak için Gazipaşa’ya ölçümsüz, hesapsız havalimanı ve yat limanı yapılması kararı vermiş. Fuzuli bir yatırımmış” gibi çok tartışmalı yıllar geçirdik.
Doğru Yol Partisi (DYP) zamanında havaalanının yapılması taraftarı olarak çabalıyorduk. DYP İlçe Başkanı olarak o dönem Yeni Alanya’ya verdiğim demeçte “Yahu bu havaalanı yapacak olan adamların metresi yok muymuş? Bu havaalanını yapacak olan kişiler, çoban bile olsa, uzun bir iple Antalya Havaalanı’nı ölçer, gider Gazipaşa’ya uygulardı” şeklinde muhaliflerle alay etmiştim. Tansu Çiller dönemindeki çabalar, Ak Parti döneminde özellikle Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun gayretleriyle sonuca ulaştı. Uçaklar inip kalkmaya başladı. Karşı çıkanlar yine perişan oldu, Alanya-Mersin Karayolu da yenilenerek yöreye can vermeye devam ediyor. Emeği geçenleri kutlamak gerekir.
Böyle bir maceraya sahip havaalanından, ikinci kez uçmanın heyecanını ve gururunu yaşıyordum. İdil-Ural Bölgesi gezisine buradan başlıyordum. Şimdiye kadar yabancı olduğumuz ve ancak kitaplardan okuduğumuz Türk’ün ve Türklüğün İdil-Ural Bölgesini gezmek bana da nasip oluyordu. İyi ki gezmişim. Bu gezi notlarımı, resimlerle destekleyerek okuyucularımızla paylaşmak istedim.
Sebep olan başta zamanımızın Evliya Çelebi’si sayılan ve Doğu Türklük dünyasının kitaplarını yazan değerli dostum ve kültür adamı Kadir Tosun’a hemen teşekkür etmek istiyorum. Daha önceki yıllarda da Burdurlu Yörük hemşerim Kadir Tosun rehberliğinde Kırgızistan, Özbekistan ve İran (özellikle İran Horasanı) gezilerine katılarak büyük bir haz duymuştum.
Başkurdistan’a geziye gideceğimizi duyanlar “Yahu ne işiniz var Kürdistan’da?” diyor, arkasından ekliyorlardı: “Yahu İsmail Bey, “Kürdistan’a gitmenizi ve bu sözü size yakıştıramadık.” Arkasından ben izah etmeye çalışıyordum. Burası eski bir Türk yurdu. Kürt değil KURT ülkesi demektir. Şimdi, Rusya Federasyonu’na bağlı İdil-Ural bölgesinde bir Türk Devleti var. Böyle bir ülkenin adını ben bile yalnız kitaplarda okumuştum. Türkiye’de halk arasında Başkurdistan adını fazla bilen yoktu.
5 Temmuz 2017, saat 06.45’te uçağımız, Alanya-Gazipaşa pistinden denize doğru hareket etmeye başladı. Az sonra birden hızlanarak Gazipaşa kalesini sol tarafta bıraktı. Akdeniz’in masmavi suları üzerinde gökyüzü mavisine doğru dikilmeye başladı. İstanbul Atatürk’e uçarken, Alanya-Gazipaşa Havaalanı maceramız bir bir aklımdan geçiyordu. Bir taraftan, havaalanı ile ilgili yıllarca süren tartışmaların yersizliğine gülüyor, diğer taraftan Akdeniz’in masmavi sularıyla tamamlanan manzaraya bayılıyordum. İçimden işte bu dedim. Turizm, kalkınma, yatırımlardan yararlanma. Güzelliklerin ve hayatın farkına varma. Semadaki bulutlar arasından süzülürken, bir zamanlar sürülerimizi güttüğümüz aşağıdaki manzaraları seyretmek. Türk Milletinin bu başarısıyla kim gururlanmazdı?
Çarşamba akşamı, saat 20.00’de Atatürk Havalimanı’nda Gezi Başkanımız Kadir Tosun ve 20 arkadaşımızla buluştuk. Bir kısmı eski gezi arkadaşlarımızdı. Tokalaştık, öpüştük, yeni katılanlarla da tanıştık. Bu gezi sohbetlerinin tadına da doyum olmuyordu. Aramızda 8 bayan 12 erkek vardı. Geziye katılanların çoğu 50 yaşın üzerinde idi. Benim gibi 70’e dayananlar da vardı. 6 Temmuz saat 01.00 sıralarında Türk Hava Yolları’na ait uçağımız BAŞKURDİSTAN’ın başkenti Ufa’ya doğru havalandı. Yaklaşık 40 saat sonra başkent Ufa semalarındaydık. Mükemmel bir kahvaltı sunan Türk Hava Yolları uçakları, hizmetleri, temizliği ve güler yüzlü hostesleriyle gerçekten göz dolduruyordu.
BAŞKURDİSTAN SEMALARINDAYIZ
Uçağımız, gökyüzünü tamamen kaplamış olan bembeyaz bulut tabakalarının üzerinden süzülerek alana yaklaşıyordu. İnişe geçileceği, kemerlerin çözülmemesi duyuruldu. Az sonra, bulutları parçalayarak, biraz da gürültülü bir şekilde aşağıya geçtik. Merakla baktığım aşağıda, uçsuz bucaksız, yemyeşil ormanlar, arada bir düzenli köy yerleşimleri alanı ve köyler görülüyordu.
Orman aralarında dümdüz, düzenli yeşil ekin tarlaları dikkat çekiyordu. Köyler, sanki düzenli bir şekilde yerleştirilmiş ve tek katlı evlerden oluşuyordu. Orman ve tarlalar arasında biteviye aralıksız su kanalları, sulu dereler menderesler çiziyor, yer yer küçük su birikintileri manzarayı tamamlıyordu. İlk izlenimlerimiz; burası, uçsuz bucaksız, ovalar, sonu görünmez ormanlar, bitek araziler ve tam bir yeşillikler ülkesiydi.
Çok da bakımlı olmayan Ufa havalimanına biraz sarsıntılı inişten sonra, eşyalarımızı alarak otobüsle şehre hareket ettik. Bu arada gezi boyunca yerel rehberliğimizi yapacak Ruslan (Başkurtça Aslan demek) Süleyman, kendisini tanıttı. Hepimizin anlayacağı şekilde Türkçe konuşuyordu. Başkaca, hepsi güzel Türkçe’mizin eşdeşleri olan Başkurtça, Rusça, Tatarca dillerini biliyordu. İngilizce de okumuş.
BAŞKENT UFA
Ufa, Türkçe ufak, Başkurtça tepe demekmiş. Ufa şehri, Akidil, Karaidil ve Ufa nehirleri tarafından çevrili bir yarımada üzerindedir. İlk defa askeri bir kale şehri olarak 1574 Müslüman Kazan Türklerini yıktıktan sonra Ruslar tarafından kurulmuş. Özellikle 19.yüzyıldan sonra önemli bir kültür, ilim ve ticaret merkezi haline gelmiş. 1930 yılından sonra da Rusya’nın petrol üretim merkezi ve birçok fabrikalar kurularak sanayi şehri haline gelmiş. Ufa, 1997 yılında Ankara ile kardeş şehir olmuş. Ufa’da çok sayıda cami ve kilise bulunmaktadır. 80 kütüphane, 6 tiyatro, 20 müze 50’nin üzerinde yüksek okul bulunduğunu öğrenince biraz şaşırmıştım. Ancak, Rusya’da özellikle Komünizm döneminde cami ve dini inançlara bakış açısını ayrık tutarak ileride anlatacağım. Başkurtlar da kültür ve sanata önem verildiğinin bir işareti olsa gerekir.
Başkurdistan’ın başkenti Ufa caddelerinde turlara başladık. Her tarafta ruble geçerli paraydı. Banka dışında dolar, avro bozdurmak mümkün değil. Esnaf, yabancı para almıyor, alışveriş yapmıyor. Yorgun ve uykusuzduk ama otel odalarımız henüz boşalmamış, hazır değildi. Para bozdurma ve sabah kahvaltısından sonra Ufa şehir turumuz başlamıştı.
Salavat Meydanı’na giderken uzaktan Avrupa’nın sayılı tesislerinden biri olan hipodromu seyrettik. Gerçekten muhteşem bir spor alanı içinde dev gibi ekranları, devasa aydınlatmalarıyla ve ortasındaki yarış pistiyle muhteşem görünüyor. Çevresindeki alabildiğine yeşillikle ayrı bir iç açıcılığı vardı. Sanki her şey insanın rahatlığı için düşünülmüştü.
Bu arada başkanımız Kadir Bey, hipodromdan sonra İhlâs Camisi hakkında bilgiler verdi. Belki de parasızlıktan minare ve inşaatları henüz tamamlanmamış. Bahçesi çiçekler içinde, imamı da burada lojmanda oturuyormuş.
SALAVAT YULAYEV MEYDANI VE HEYKELİ
Üzerindeki karayolu ve demiryolu köprüleri altından süzülerek yeşillikler içinde akan masmavi Akidil, Başkent Ufa’yı hayal bir kent haline getiriyor. Gruptan ayrılmıştım. Salavat Yulayev Parkı’nda, Viseci Most köprüsünü geçerken yeni evlenen ve el ele tutuşarak köprüye gelen çiftler köprü korkuluklarına yanaştılar.
Süslü, bembeyaz gelinlikler içindeki gelin, elindeki çiçek buketini yanındaki sağdıcına verdi. Çantasından çıkardığı bir kilidi, eşi ile birlikte köprü demirine astılar ve kilitledi. Yanındaki gelin, eşi ve arkadaşları heyecanla bir şeyler bekliyorlardı. Gelin, üzerinde çiftlerin isimleri yazılı kilidin anahtarını çıkararak, elindeki çiçek buketiyle birlikte Akidil nehrine fırlattı. Herkes kahkaha atarak, el çırparak “mutluluklar” anlamına gelen sözler söylediler. Tebrik ettiler.
İyice bakınca, köprü korkuluklarına asılı bulunan yüzlerce kilidi anca fark ettik. Meğer her evlenen çift, evliliklerinin büyüsü bozulmasın ve bir daha ayrılmayalım diye köprüye astıkları üzerinde simleri yazılı kilidin anahtarını Akidil nehrine atarlarmış. Anahtarını nehir alıp götürdüğü için bir daha bulunarak bu kilit açılamazmış. Böylelikle evliliklerin ömür boyu süreceğine inanılıyormuş. Bu güzel gelenek, bütün Slav ülkelerinde yaygın bir şekilde uygulanıyormuş. Köprü çıkışındaki bir insan büyüklüğündeki sünger yine dikkat çekiciydi.
Başkurdistan’ın 7. harikası kabul edilen Ufa’daki Akidil Nehri kenarındaki Salavat Yulayev Heykeli de muhteşem görünüyor. Romantik sanat eğilimlilerini yansıtmak amacıyla nehir kıyısına yerleştirilmiş olan bu heykel, 25 metre yükseklikte ve Avrupa’nın en yüksek atlı heykeli kabul ediliyormuş.
Salavat Yulayev, henüz 19 yaşında babasıyla birlikte, 1773-1775 yıllarında baskıcı Çarlık rejimine karşı ayaklanmaya katılmış. Salavat Yulayev, Başkurtlar’ın o tarihlerde yararlık gösteren askeri liderlerden ve en yiğit baturlarından biri, millî kahramanıymış. 1774 yılında yakalanmış, ömür boyu “Baltık denizinde kürek cezasına” çarptırılmış ve Rogervik kalesi hücresinde 25 yıl hapis yattıktan sonra 1800 yılında ölmüş.
Ölümünden sonra birçok şiiri bestelenen, şarkı yapılan Yulayev, aynı zamanda birçok Türk şivesini konuşan, Rusça bilen, eğitimli, büyük bir şairdi. İsyancı diye Çarlık döneminde onun adının çocuklara verilmesi ve adının anılması bile yasakmış.
Rusya, Sovyet Rusya döneminde, toprak ağalarına karşı çıktığı için, Yulayev’in “Başkurtlar’ın millî kahramanı” olarak anmalarına karşı çıkmamıştır. 2004 yılında Salavat Yulayev’in 250. doğum günü resmi törenlerle kutlanmış, filmleri çevrilmiş ve 2004 Salavat Yulayev yılı ilan edilmiş. Bizim Atatürk gibi, Başkurtlar”ın gönlünde yaşayan millî bir kahraman olarak yer etmiştir. Birçok bölge ve şehirlerde heykelleri dikilmiş, parklara, okullara, kurumlara adı verilmiş. Başkurdistan Devlet Ödülünün adı değiştirilerek “Salavat Yulayev devlet ödülü olmuş, devlet armasında da yerini almış. Bu kahramanın öyküsünü anlatırken, hem duygulandım, hem de Türklük ve Türkçe’ye olan tutkunluğu ile gururlandım. O yüzden öyküsünü sizinle paylaşmak istedim.
Düzenlemesi çok güzel yapılmış olan ve anıtın arkasında yer alan tören alanı da görmeye değerdi. Orada, seyyar bir turistik darphane varmış, herkes ücret ödeyerek kendisi hediyelik olarak, madeni Başkurt Rublesi basıyormuş. Rehberimizden dinledik ama biz kalpazanlık yapamadık.
Oradan otelimize giderek odamıza yerleştik. Türkiye ile aramızda saat farkı 2 saatti. Üç saat dinlendikten sonra aldığım hazır kartı ayarlayarak Alanya’daki kızlarıma telefonlar açtım. Gezi ve Ufa kenti ile ilgili kısa bilgileri paylaştım.
BAŞKURDİSTAN ÖZERK CUMHURİYETİ
İsterseniz, kafanızdaki soruları cevaplayalım. Önce, Başkurdistan hakkında biraz bilgi verelim. Başkurt, kurtların başı, lideri, yol göstericisi demekmiş. Kısaca: Önder kurt anlamındadır.
Türkler, Orta-Asya’da Ergenekon adını verdikleri yurtlarda yaşarken, o kadar çoğalıyorlar ki, adeta çevresi demir dağlarla çevrili bu yurtlarına sığmaz oluyorlar. İçlerinden bir akil adam, körüklerle ateş yakarak demir dağın eritilebileceğini söylüyor. Sonunda demir dağı eritiyorlar ve bir yol açıyorlar. Bu yoldan dışarı çıkarken Türklere, bir “BOZKURT” yol gösteriyor ve yeni yeni yurtlara kavuşuyorlar.
Bu tarihten itibaren bozkurt, bütün Türklerin önderi, lideri ve kutsalı sayılmıştır. Bazı Türk devletleri, kurdu arma kabul edilip devlet bayrağı yapmışlar, Başkurtlar da devletlerine, baş kurdun, lider bozkurdun ülkesi anlamına gelen BAŞKURTİSTAN adını vermişler. Bütün Türkler’de olduğu gibi, Anadolu Türkleri de kurdu önder ve kutsal saymışlar; çocuklarına, yurtlarına, dağlarına kurt ile ilgili isimler vermişlerdir. İşte, Anadolu’da, tarihi kayıtlarda kurtla ilgili tespit ettiğim bazı isim ve deyimler: Gök dinli=Gök Tanrı dinine inanan kişi demek. Kars-Maraş-Bolu, Niğde gibi yerlerde oturan konar-göçer Türkmen Yörük aşiretlerinin isimleri: Bozkurt, Kurtçu, Kurtlar, Kurtçalar, Kurtkoca, Kurtlu Cemaati ve Kocakurtlar gibi isimlerle anılmaktadır.
Gezdiğimiz, Başkurdistan, Tataristan ve Çuvaşistan kültürlerinde yaşayan bozkurt ile Anadolu kültüründe yaşayan bozkurt miti aynı kaynağı işaret etmektedir. Bu insanların aynı kaynaktan, Orta-Asya kaynağından beslendiğini göreceğiz.
Başkurdistan, 143 bin 600 kilometrekare büyüklüğünde, nüfusu 4,5 milyona yakın, Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyettir. Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkenin şimdiki Cumhurbaşkanı Rüstem Hadimov’dur.
Başkenti Ufa 1 milyon 50 bin nüfuslu) olup, 21 şehri ve 40 ilçeden oluşur. Bufa’dan sonra en büyük ve önemli şehirleri 2010 yılı nüfus sayımına göre, Siterlitamak (270 bin), Salavat (155 bin), Neftekamsk (116 bin) ve Oktayabirsky’dir.
Başkurdistan’da çok çeşitli etnik gruplar yaşar. Bunlardan, Başkurtlar %31, Tatarlar %24,3, Çuvaşlar %2,9 oranlarıyla toplam nüfusun %58,2’sini, bu Türk asıllı halklar oluşturuyor. Ruslar, nüfusun %34,4’nü oluştururlar. Mariler, Ukraynlar, Mordvalar, Admurtlar ve Belaruslar %4,8’ oluşturuyormuş.
Başkurdistan’da yaşayan halk, Sünni Müslüman ve Ortodoks Hıristiyan’dır.
Resmi dili, Başkurt Türkçesi ve Rusça’dır. Her yerde Kiril alfabesi kullanılıyor. Okullarda, Rusça, Başkurtça, Tatarca, Çuvaşça, Marice ve Admurtça olmak üzere 6 dil okutuluyor. Ortak dil olarak Rusça mutlaka okutuluyormuş. Ülkede yine 6 dilde gazete çıkıyor. Rusça ve Başkurtça (Başkurt Türkçesi) ile yayın yapan radyo ve TV kanalları çalışıyor, yayına bir engel yok. Diğer halklara ait TV programları da yapılıyormuş.
Ülkenin ekonomisi, daha çok başta petrol, doğalgaz, Urallar’dan çıkarılan yer altı zenginlikleri ve madenler oluşturmaktadır. Yılda 40 milyon ton petrol, 3.5 milyar metreküp doğalgaz üretildiği düşünülürse, Rusya Federasyonu’nun gelişmiş 10 büyük ekonomisinden biri olması yadırganamaz.
Özellikle Başkent Ufa, ülkenin önemli ulaşım ağının merkezinde bulunur. Sibirya demiryolu ve karayolları buradan geçer. Uluslararası havayolu Ufa’da bulunur. Akidil nehri üzerindeki nehir taşımacılığı da yabana atılacak cinsten değildir. İdil-Ural bölgesini bir ağ gibi ören ve düzgün akan nehirlerde kurulan limanlar hem ticareti, hem de gemiciliği beslemiş. Ancak, karasal iklime sahip ülkenin kışları, yorucu, engelleyici, uzun ve soğuk geçmektedir.
AHMET ZEKİ VELİDİ TOGAN
Öğle yemeğinden hemen sonra şehir gezisini sürdürüyoruz. Ufa’nın çiçeklerle süslü büyük bir caddesine giriyoruz. Velidi Togan Caddesi ortasında aşina olduğumuz bu ismin anıtına uğruyoruz. Büstünün kitabesinde Ahmet Velidi Togan (1890-1970) yazıyordu. Hemen fotoğrafını çekiyorum. Gruptakilerden “Aa!.. Bu bizim Velidi Togan”sesi duyuldu.
Onu Türkiye ve çoğu millîyetçiler kitaplarından tanıyordu. Zeki Velidi Togan adını hukuk fakültesinde öğrenci iken duymuştum. Hatta üç kitabını “Türklüğün Mukadderatı Üzerine Hatıralar ve Umumi Türk Tarihine Giriş” adlı kitaplarını İstanbul’da okumuştum
Başkurt millî hareketinin lideri Prof. Dr. Velidi Togan, 1890 yılında Buşkurdistan Cumhuriyeti’nin İşimbay kentine bağlı Küzen (Közen) köyünde doğmuş. İlkokulu köyündeki medresede okumuş. Köyde babasından özel Rusça, öğretmen annesinden Farsça öğrenmiş. Dil bilgisini artıran Togan, Kazan Öğretmen Okulu ve Kazan Üniversitesini bitirdi.
Burada ünlü Hukukçu Prof. Nikolay Fedoroviç ve Aşmirin gibi ünlü bilginlerle tanışmış, onlardan oldukça yararlanmış. Çeşitli medreselerde Arap Edebiyat ve Türk Tarihi dersleri vermiş. O sırada “Türk ve Tatar Tarihi” Kazan Üniversitesi arkeoloji ve Tarih cemiyetine üye seçildi, arkasından 1913 yılında araştırmalar yapmak üzere, Fergana ve Buhara’ya gönderildi. Ünlü Kutatgu Bilig kitabımızın orijinalini bularak Türkiye’ye de gönderdi. Velidi Togan’ın yaşam öyküsünü, köyündeki özel müzesini gezerken anlatmaya çalışacağım.
- DEVAM EDECEK –





