Türkiye genelinde kendi yaşamına son verme vakalarında artış yaşanırken, Alanya da bu tabloya dahil oldu. Özellikle gençler arasında görülen bu üzücü olayda, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve sosyal sorunların gençleri derinden etkilediği görülüyor. konu ile ilgili açıklama yapan Psikolog Büşra yönet, Yaşama son verme vakalarının arttığını belirterek, bu olayın bulaşıcı olduğunu vurguladı.
‘YAŞAMA SON VERME BULAŞICI OLABİLİR’
Psikolog Büşra Yönet, “Bir psikolog olarak şunu çok net fark ediyorum. Yaşamına son verme düşüncesi, düşündüğümüzden çok daha yaygın bir toplumsal sorun. İnsanların zihninden ölüm ya da yaşamına son verme düşünceleri zaman zaman geçebilir. Bu durum aslında insan olmanın, çaresizlik ve acıyla karşılaşmanın doğal bir sonucu. Ama bu düşünceler çoğu zaman davranışa dönüşmez. Yani demek istediğim, zihinden geçenle hayata geçirilen arasında büyük bir mesafe vardır. Yaşamına son vermeyi davranışa dönüştüren en temel duygu ise çaresizliktir. İnsan kendini çıkışsız hissettiğinde, başka bir çözüm bulamadığında, yaşadığı acının hiç bitmeyeceğine inandığında bu yola başvurur. Bu yüzden bu durumu anlamak için sadece o anı değil, kişinin yaşadığı tüm çaresizlikleri, yalnızlık duygusunu ve destek göremeyişini de görmek gerekir. Bilimsel olarak bilinen bir şey daha var: Bu davranış bulaşıcıdır. Bu, bir virüs gibi yayıldığı anlamına gelmez. Ama birinin yaşamına son verdiğini duymak, özellikle kırılgan ya da benzer sorunlar yaşayan kişilerin zihninde ‘ben de yapabilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Özellikle medyada bu haberler detaylı şekilde paylaşıldığında risk daha da artar. Oysa tam tersine, insanların yaşama tutunma yollarını anlatan haberler umudu güçlendirir ve bu tür olayları azaltır” dedi.
‘GENÇLER DAHA FAZLA ETKİLENİYOR’
Yönet, son yıllarda bu tür olayların artmasında umutsuzluk, ekonomik sıkıntı, belirsizlik ve yalnızlığın etkili olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Gelecek kaygısı, işsizlik, boşanmalar, borçlar, aile içi çatışmalar, ilişkilerdeki sorunlar. Bunların hepsi tek tek ağır yükler. Ama en çok gençler etkileniyor. Çünkü onlar hem gelecek için kaygılılar hem de sosyal medyada sürekli başkalarıyla kıyaslanıyorlar. Medyada bu tür haberlerin veriliş biçimi değiştirilmeli, yardım kaynaklarına ve çözüm yollarına işaret edilmeli. Psikolojik destek almak kolaylaştırılmalı, psikoloğa gitmek lüks değil temel bir ihtiyaç olarak görülmeli. Okullar, iş yerleri ve aileler; kriz yaşayan birine ‘Sorun çıkarıyor’ gözüyle değil, ‘Yardıma ihtiyacı var’ gözüyle bakabilmeli. Şunu da unutmamak lazım: Yaşamına son vermeyi düşünen insanlar aslında yaşamak isteyen insanlardır. Onların istediği hayatın bitmesi değil, acının sona ermesidir. Eğer yanında bir ses, bir omuz, bir çıkış yolu bulabilirse, yaşamı seçme ihtimali çok yüksektir. Bu konuyu konuşmaktan korkmamalıyız. Sessiz kalmak riski artırır. Sormak, dinlemek, yanında hissettirmek ise yaşam kurtarır” ifadelerini kullandı.