16 Nisan referandumuna 16 gün kaldı. Daha doğrusu, bu yazı ile ilgileniyorken 15 gün kalmak üzere. Nitekim şu an saat gece 01.00 civarlarında ve çalışmalarımızın ardından değerlendirmeleri ve not düşmeleri tamamlamak üzereyim. O nedenle...
16
Nisan referandumuna 16 gün kaldı.
Daha doğrusu, bu yazı ile ilgileniyorken 15 gün kalmak üzere.
Nitekim şu an saat gece 01.00 civarlarında ve çalışmalarımızın ardından değerlendirmeleri ve not düşmeleri tamamlamak üzereyim.
O nedenle izninizle bu haftaki konumuz, referandum sürecinin nasıl geçtiği ve bu notlarımız üzerine olsun.
***
Bildiğiniz gibi önümüzdeki referandum, bir parti veya kişi seçimi değil, aksine yönetim sisteminin, yani rejimin belirlenmesidir.
Doğal olarak CHP isim ve logolarını hiçbir yerde görmemişsinizdir.
Diğer seçimler gibi birçok partinin birçok farklı stratejiyle başladığı kampanyaların yanında, açıkçası “Evet-Hayır” temelli daha sade stratejilerin görülmesi bekleniyordu.
Ancak bu süreçte o kadar hızlı değişimler yaşandı, farklı stratejiler denendi ki, bu durum biz çalışanlar için yorucu, halkımız için ise daha kafa karıştırıcı hale geldi.
Öncelikle “Hayır” ve “Evet” için reklam klipleri yayınlandı.
Çocuk figürlerinden, at üzerindeki insanlara kadar neredeyse birebir olan klipleri izledik.
Sonra zıtlaşmalar başladı.
“Hayır diyenler teröristtir” şeklinde başlayan "Evet" kampanyasının yanlışlığı kısa zamanda fark edildi ve “Her 'Hayır' diyen terörist değildir, onlar da bizim kardeşlerimizdir” düzeltmesi geldi.
Son aşamada ise 2010 referandumunda kullanılan "Evet" sloganları ve icraata yönelik açıklamalara ilişkin bir "Evet" propagandası ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik sataşmalar sıkça görüldü.
Öyle ki, önümüzdeki son iki hafta da "Evet" stratejileri bu yönde devam edecektir.
Ne yazık ki bu stratejinin iki önemli olumsuz yönünü görmekteyim.
İlk olarak, 2010 yılında "Evet" için kullanılan referandum propagandası kirlenmiştir.
Nitekim o dönem FETÖ’nün yoğun olarak "Evet" kampanyası yürüttüğü, adeta kampanyayı üstlenmeye çalıştığı bir dönemdi.
Aynı sloganların yine billboardlarda yer alması, o dönemi hatırlatması bakımından oldukça üzücü bir durumdur.
İkinci olumsuz yön ise, "Evet" kampanyasının sürekli olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne sataşma yoluyla devam ettirilmesidir.
Bu konuda CHP’nin ısrarla konunun parti değil memleket meselesi olduğunu vurgulaması "Evet"çilerin düşündüğünün aksine "Hayır" oylarını artırmaktadır.
Stratejiler bu yönde sürdürülürse, sataşan tarafın kaybedeceği ve "Evet" oylarının daha da azalacağı görülmektedir.
İsterseniz bir de sahadaki birebir durumumuza bakalım.
***
Saha çalışmalarında insanlarımızla konuşurken, öncelikle broşürümüzü verip o kişinin göstereceği tepkiyi beklemekteyiz.
Alacağımız tepki önemli, çünkü dağıttığımız broşür tamamıyla anayasa değişikliklerinin ne olduğunu tarafsız biçimde yazan, "Evet" ve "Hayır" konusunda hiçbir ibare bulunmayan broşürlerdir.
Bu sayede karşımızdaki kişiden gerçek ve samimi cevaplar alabilme şansını yakaladık.
Elbette "Evet" oyu vereceğini söyleyerek broşür almayanlar, ya da, “Evet vereceğim ama yine de bakayım” diyenler oldu.
Parti logosu kullanılmadığı için hem sol hem sağ görüşlü vatandaşın bizi kendi ekiplerinden zannettiği ve tebrik ettiği de oldu.
Ancak en büyük çoğunluk, broşür almayanlardı.
Bu kalabalık ancak bizim “Hayır” için çalıştığımızı söylediğimiz zaman geri dönüyorlardı ve “Tamam verin o zaman” diyorlardı.
Fark ettik ki, belki herkes 18 maddenin tamamına hakim değildi ama vereceği oy konusunda az çok bir fikre sahipti.
Benzer durum, kırsal mahallelerde de geçerliydi.
Özellikle gençler başta olmak üzere halkın önemli bir bölümü çekinmeden “Hayır” vereceklerini, bunun bir parti oylaması olmadığını bildiklerini söylediler.
***
Peki sonuç ne mi olur?
İki hafta uzun bir süre.
Ancak halkımız çoğunlukla kararını vermiş.
Geçen her bir saat şu an anketlerde geride görünen “Evet” oylarının yetişebilme ihtimalini azaltıyor.
Üstelik “Hayır” oyu vereceğini ancak kutuplaşma istemediği için açıkça belli etmediğini söyleyen önemli bir kesim var.
Kalan sürede "Evet"çilerin bu kişileri fark edebilmesi ve ikna etmesi oldukça zor.
Meselenin parti değil, memleket meselesi olduğu, genel seçimlerin 2019 yılında yapılacağı, oy verilirken de hatırlandığı takdirde ülkemiz ve Alanya’mız için Hayır’lı bir sezonun geleceğini düşünüyor, bu haftalık veda ederek hepinize saygılar sunuyorum.