'Memleket isterim Ne zengin, ne fakir Ne de sen ben farkları Kış günü, herkesin evi barkı olsun…” C. Sıtkı Tarancı Kış geldi çattı! 21 Aralık itibariyle Kış Gündönümü'ne girmiş bulunuyoruz. Gündüzleri neyse de akşamları...
“Memleket isterim
Ne zengin, ne fakir
Ne de sen ben farkları
Kış günü, herkesin evi barkı olsun…”
C. Sıtkı Tarancı
Kış geldi çattı! 21 Aralık itibariyle Kış Gündönümü’ne girmiş bulunuyoruz. Gündüzleri neyse de akşamları soğuğun hiç şakası yok, inanın! Tipik kış… Eller kollar buz gibi, burunlar kıpkırmızı… Hani bir söz vardır, ‘Hayatın gamına inat, çayın demi var!’ diye. Özellikle kış günü içilen bir fincan sıcacık çay; eli de içi de ısıtıyor. Hayatın gamı demişken ‘Sahi o da nedir?’ dediğinizi duyar gibiyim. Bu soğuk kış günlerinde park ve bahçelerde hatta caddelerde dolanan, sabahlayan, ısınma ümidiyle oradan buradan bulduğu çaputlara sarılarak olduğu yerde büzüşen evsiz, barksız, kimsesizler… Evet, evet devletin dahi sahiplenmediği o varlıklardan bahsediyorum. İşte, bunlar hayatın gamlarından yalnızca bir tanesi...
Kışın, kendisini fazlasıyla hissettirdiği şu günlerde yüzlerce insan, “ağır” yaşam mücadelesi veriyor. Sokağa terk edilerek bir başına nefes alıp verme mücadelesi içerisinde olan her türlü canlı, bir umut yardım eli bekliyor. Peki, bu insanlar neden, niye, niçin sokaklarda yaşıyorlar? Sokaklarda yaşamanın nedeni ve bedeli ne? Bu, sizce onların tercihi mi yoksa mecburiyeti mi?
Düşünecek olursak, Türkiye genelinde 70 binden fazla vatandaşımız, çeşitli ekonomik sorunlar, ailevi problemler, işsizlik, şiddetli ve ağır travmalar nedeniyle sokaklarda yaşamaya mecbur kalmakta ya da mecbur bırakılmaktadır. Ülkemizde devletin sokakta yaşayan evsizlerimizle ilgili ‘Sosyal devlet’ olmaya yaraşır, sürekliliği olan nitelikli bir hizmeti bulunmamaktadır!
‘Evsiz, barksız, kimsesiz vatandaşlar sorunu’ ne yazık ki günümüze kadar yerel yönetimler, kamu kurum ve kuruluşları tarafından görmezden gelinmiştir. ‘Peki neden? Nereden geliyor, bu vurdumduymazlık?’ diye sormadan geçemiyorum. Evsiz, barksızlar için sürekli hizmet verebilecek birimler açılması, devlet için çok mu maliyetli (!) dersiniz?
Fransa’da öncelikli ihtiyacın ‘ev’ olduğundan hareketle konut öncelikli programlar uygulanarak evsizliğin önüne geçme stratejisi takip ediliyor.
Finlandiya da ‘konut öncelikli’ model uygulanmakla birlikte, uzun vadede evsizliği önlemek için ‘aktif rehabilitasyon’ destekleri sağlıyor. Ayrıca, evsizliği önleme noktasında uzun vadeli çalışmalar ve gerekli özel müdahaleler de söz konusu. “Uzun Dönemli Evsizliği Azaltma Programı” kapsamında evsizlere destek verilmiş ve bağımsız yaşama geçme sürecinde yanlarında olunmuş, sağlık ve sosyal hizmet görevlilerinin çalıştığı 7/24 hizmet veren evsiz servis merkezleri kurulmuştur.
Danimarka’nın da 1990’lardan beri yürürlükte olan ve kayda değer bütçelerle desteklenen evsizlik politikaları vardır. 2009-2012 yılları için, ‘Konut Öncelikli’ yaklaşımı başlangıç noktası olarak gören politikaya, yaklaşık 67 Milyon Euro ayrılmıştır.
Peki, ya Türkiye?
Ben, bir birey olarak düşünüyorum ki evsizlerimiz için, başta büyük şehirlerimizde olmak üzere, valilik ve belediye işbirliği ile yurtlar/merkezler açılmalı ve bu merkezlerde 365 gün 24 saat boyunca çok fonksiyonlu hizmet verilmelidir. Bu tesislerde evsizlerin bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının sosyal hizmet uzmanları ve psikologlarca yapılması, üç öğün yemek verilmesi ve bu mekânlarda koşulsuz ve süresiz kalma imkânının sunulması sağlanmalıdır.
Sokakta yaşayan evsiz insanlarımız, bazen yalnız bir kadın ya da yalnız bir erkek olabildiği gibi bazen çocukları da yanında olan bir kadın ya da bir erkek, bazen karı koca, bazen de çocuklarıyla birlikte sokakta kalan bir aile olabiliyor. Evsiz merkezleri bu durum göz önünde bulundurularak kurulmalı ve organize edilmelidir. Kimi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde evsizlere yönelik kadın ve erkekler için ayrı ayrı merkezler açıldığı gibi alkol ve madde bağımlısı evsizler için de farklı mekânlar oluşturulmaktadır. Bu neden Türkiye’de de yapılamasın ki!? Cümlemin başında da belirttiğim gibi ben bir birey olarak düşünüyorum ve bir psikolog olarak elimden geleni yapmaya hazırım. Peki ya devlet?
Bahsetmeye çalıştıklarım, esasında karmaşık bir toplumsal sorun olan evsizliğin acil ve yakıcı veçhesinin, yani evsiz insanlarımızın sokakta karşılaştıkları yoksulluktan tacize, yalıtılmışlıktan ölüme her türden yakıcı sorunun geçici çözümüne yöneliktir. Bu sorunun çözümü için AB ülkelerinde uygulanmakta olan farklı modeller örnek alınabilir, elbet. Kışın çetin zorluğuyla mücadele eden, zavallı, hayvanlar da unutulmamalıdır. Onlar için de çeşitli sağlık ve bakım hizmetlerini bünyesinde bulunduran aktif merkezler açılmalı, bir şekilde başıboşluk önlenmelidir. Soğuk kış aylarında apartman girişlerinde kendilerine sıcak bir ortam yaratmaya çalışmaları, çöpleri karıştırarak buldukları yiyecek artıklarıyla yarı hasta yarı iyi yaşam sürmeye çalışmaları, inanın çok üzücü! ‘Sokak kedisi’ ya da ‘sokak köpeği’ diyerek onları yaftalayacağımıza bir barınak ya da güvenli bir merkezde yaşamalarını sağlasak fena mı etmiş oluruz dersiniz, hele ki soğuğun kendisini derinden hissettirdiği şu kış gecelerinde? Özellikle yaşadığımız il ve ilçelerdeki belediyeler, bu konuda daha hassas ve de duyarlı davransalar, ne kadar da güzel olurdu, öyle değil mi?
Evet, soğuk kış akşamlarında sizler evlerinizde milyonlarca lira verdiğiniz teknolojinin son sürümü ısıtıcılarla dahi bir türlü ısınamıyorken bir de dışarıda yaşam mücadelesi veren o canlıları bir düşünün. Soğuğun dışında açlık ve sefaletle mücadele etmek zorunda olan, olmaya zorlanan, mecbur bırakılanları düşünerek, başınızı yastığa öyle koyun, bu gece. Bi’umut diyor, mutlu günler diliyorum.
(Kaynak, konu ve fikir konusunda destek olan Hamza Ağlamaz’a teşekkürler.)