Eski Ulaştırma Bakanı ve Süleymancılar olarak bilinen dini yapılanmanın eski lideri Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önceki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma yeni bir aşamaya taşındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Organize Suçlar Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ölümün ardından yaşanan süreçte farklı eylemlerle suçlanan toplam 6 kişi hakkında 3 ayrı iddianame düzenlendi. Dosyalardan biri Denizolgun’un doktoruna, biri Adli Tıp Kurumu görevlilerine, diğeri ise delillerle ilgili işlem yaptığı öne sürülen şüphelilere ilişkin hazırlandı.

DOKTOR HAKKINDA YALAN TANIKLIK DAVASI

İddianamelerden ilkinde Denizolgun’un doktoru N.D. hakkında “yalan tanıklık” suçlamasıyla dava açıldı. Soruşturma sırasında tanık olarak dinlenen N.D., beyanları ile dosyadaki bazı kayıt ve tanık anlatımları arasında çelişkiler bulunduğu gerekçesiyle 3 Eylül’de gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı. Basına yansıyan soruşturma ayrıntılarında özellikle ölümün bildirilmesi sırasında yapılan ihbar ile doktorun daha sonra verdiği ifadelerin karşılaştırıldığı belirtildi. N.D. ise olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini ve ayrıntıları hatırlamadığını savundu.

Soma'da maden ocağında göçük: 2 işçi kurtarıldı
Soma'da maden ocağında göçük: 2 işçi kurtarıldı
İçeriği Görüntüle

ADLİ TIP KAYITLARI DOSYANIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRDİ

İkinci iddianamede Adli Tıp Kurumunda görevli İ.Ç., Ç.K. ve S.Ç. hakkında “belgede sahtecilik” suçundan dava açıldı. Soruşturmanın öne çıkan başlıklarından biri, 2016 yılında gerçekleştirilen otopsiye ait görsel kayıtların savcılığa gönderilme süreci oldu. Savcılık tarafından yapılan talepler sonrasında otopsiye ilişkin fotoğraflar dosyaya girerken, video kayıtlarının bulunmadığı yönünde yanıtlar verildi. Daha sonraki aşamada ise otopsiye ilişkin toplam 145 fotoğraf ve video kaydı soruşturma makamlarına ulaştırıldı. Bu materyallerin yeniden incelenmesi, ölümün adli tıp yönünden tekrar değerlendirilmesinde önemli rol oynadı.

Üçüncü iddianamede ise A.G.D.K. ve H.T.K. hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan dava açıldı. Böylece Denizolgun’un ölümünün doğrudan nasıl gerçekleştiğine yönelik ana soruşturmanın yanı sıra, ölüm sonrasında delillerin korunması, kayıtların muhafaza edilmesi ve soruşturma makamlarına sunulmasıyla ilgili işlemler de ayrı ceza dosyalarının konusu haline geldi.

MEZARI YILLAR SONRA YENİDEN AÇILDI

Arif Ahmet Denizolgun’un 2016’daki ölümünün ardından yapılan ilk incelemede ölüm nedeni beyin kanamasına bağlı doğal ölüm olarak değerlendirilmişti. Aile üyelerinin yıllar sonra yaptığı başvurular ve ölümün yeniden araştırılması yönündeki taleplerinin ardından dosya 2026 yılında yeniden gündeme geldi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, ölümün ve ilk otopsi işlemlerinin şüpheli olduğuna ilişkin iddialar üzerine gerçek ölüm nedeninin yeniden belirlenebilmesi amacıyla feth-i kabir talebinde bulundu. Mahkeme kararının ardından Denizolgun’un Karacaahmet Mezarlığı’ndaki mezarı 19 Ağustos’ta açıldı ve cenaze yeniden adli incelemeye alındı.

BİLİRKİŞİ RAPORUNDA DÖRT AYRI MORLUK BULGUSU

Dosyaya giren 25 Ağustos 2026 tarihli bilirkişi raporunda, 2016 yılındaki otopsiye ait fotoğraf ve video kayıtlarının yanı sıra Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal incelemeler, olay yeri kayıtları, tanık ifadeleri ve feth-i kabir tutanağı birlikte değerlendirildi. Raporda Denizolgun’un göğüs bölgesinde dört ayrı ekimotik alan bulunduğu, bu bölgelerin altındaki dokularda da kanama görüldüğü belirtildi. Bilirkişi, söz konusu bulguların ölümden önce oluşmuş olabileceğini değerlendirirken, göğse baskı uygulanması ve ağız ile burnun kapatılması şeklindeki bir boğma senaryosunun tıbben mümkün olduğunu kaydetti. Bu değerlendirme kesinleşmiş bir ölüm biçimi veya fail tespiti anlamına gelmeyip ceza soruşturmasında değerlendirilen adli tıp bulguları arasında yer alıyor.

KASTEN ÖLDÜRME SORUŞTURMASI AYRI SÜRÜYOR

Bilirkişi değerlendirmesinin ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Alihan Kuriş ve diğer şüpheliler yönünden “kasten öldürme” suçlaması kapsamında soruşturmayı genişletti. Bu bölüm, doktor ve diğer görevliler hakkında düzenlenen iddianamelerden hukuken ayrı yürütülüyor. Dolayısıyla 6 kişi hakkında açılan davalar, Denizolgun’un ölümünün faili veya failleri konusunda verilmiş bir mahkeme kararı anlamına gelmiyor. Ölümün nasıl gerçekleştiği ve varsa cezai sorumluluğun kimlere ait olduğu, ana soruşturma kapsamında toplanan deliller ve yapılacak adli değerlendirmeler sonucunda belirlenecek.

FETH-İ KABİR SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?

Şüpheli ölüm dosyalarında yeni deliller ortaya çıkması veya daha önce yapılan otopsinin ölüm nedenini açıklamakta yetersiz kaldığının değerlendirilmesi halinde savcılık, mezarın açılarak ceset üzerinde yeniden inceleme yapılmasını isteyebiliyor. Ceza muhakemesi kapsamında gerçekleştirilen feth-i kabir işleminde savcı gözetiminde adli tıp uzmanları ve ilgili görevliler tarafından inceleme yapılıyor. Aradan uzun zaman geçmiş olması incelemeyi güçleştirse de kemik dokusu, önceki otopsi materyalleri, fotoğraf ve video kayıtları ile diğer kriminal bulgular birlikte değerlendirilerek ölümün nedeni ve mekanizması konusunda yeni sonuçlara ulaşılması mümkün olabiliyor.

DENİZOLGUN ANTALYA MİLLETVEKİLİYDİ

1956 yılında İstanbul’da doğan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık eğitiminin ardından mesleki çalışmalarını sürdürdü ve siyasete girdi. 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde Refah Partisi’nden Antalya milletvekili seçilerek TBMM’nin 20. döneminde görev yaptı. TBMM kayıtlarına göre Denizolgun, milletvekilliği döneminde Alanya Kalesi, Kızıl Kule, Alara Kalesi ve bölgedeki tarihi ve turistik alanlarla ilgili konuları da Meclis gündemine taşıdı. Daha sonra 55. Hükümet döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevini üstlenen Denizolgun, siyasi kimliğinin yanı sıra Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu olması ve Süleymancılar olarak bilinen yapının yönetimindeki konumuyla da tanınıyordu.

CEZA DAVALARINDA SÜREÇ DEVAM EDECEK

Hazırlanan üç iddianamenin mahkemelerce kabul edilmesiyle birlikte sanıklar yönünden kovuşturma aşaması başlayacak ve savcılığın ileri sürdüğü suçlamalar duruşmalarda değerlendirilecek. Ceza yargılamasında iddianame, suçlamanın mahkeme önüne taşındığını gösteriyor; sanıkların cezai sorumluluğuna ilişkin kesin hüküm anlamına gelmiyor. Mahkeme, tanık anlatımlarını, belgeleri, iletişim ve kriminal kayıtları, bilirkişi raporlarını ve tarafların savunmalarını birlikte değerlendirerek karar verecek. Denizolgun’un ölümünün kendisine ilişkin kasten öldürme soruşturması ise bu davalardan bağımsız olarak sürüyor.

Kaynak: Haber Merkezi