Gazetemizin unutulmaz yazarlarından Dinç Akal Ağabeyim aradı. 'Kış sezonuna girdiğimiz şu günlerde bayraklarımızın içler acısı durumunun farkında değil misin?” dedi. Neyi kastettiğini anlamadığım için yanıt vermedim. Devam etti:...
Gazetemizin unutulmaz yazarlarından Dinç Akal Ağabeyim aradı.
“Kış sezonuna girdiğimiz şu günlerde bayraklarımızın içler acısı durumunun farkında değil misin?” dedi.
Neyi kastettiğini anlamadığım için yanıt vermedim.
Devam etti:
“Sağda solda, kapanan otellerin gönderlerinde, Alanya Kalesi burçlarında, sokaklarda asılan bayrakları kast ediyorum…” dedi.
Neyi, niye kast ettiğini (hâlâ) anlayamadığım için yine yanıt vermedim.
Sinirlendi:
“Yahu İsmail, sen eskiden leb demeden leblebiyi anlardın!” dedi.
Devam etti; “Balkonuna çıkıp, hiç Kale’ye bakmıyor musun? Yolda yürürken, cadde ve sokaklara, balkondan balkona asılan, fırtınanın yırtıp parçaladığı bayrakların içler acısı durumunu görmüyor musun?”
“Valla ne yalan söyleyeyim Dinç Abi, görmüyorum; ya da görüyorum da algılayamıyorum demek ki… Sen hele konuyu detaylı bir biçimde anlat bakalım…” dedim.
Bir anlattı, pir anlattı.
Hemen balkona çıkıp, Kale’ye baktım; gerçekten de büyük gönderde bayrak yok. (Dinç Ağabeyimin anlattığına göre; çok uzun bir süredir de yokmuş. Defalarca, ilgili olduğunu sandığı mercileri aramış, hoş olmayan yanıtlar almış. En son muhatabı da ‘Sen o gönderin bulunduğu yeri biliyor musun; oraya çıkmak kolay mı?’ deyip kapatmış yüzüne telefonu.
* * *
“Ben artık eskisi gibi klavye başına oturup, yazamadığım için; diğer yazar arkadaşlarımdan bu konuyu gündeme taşımalarını rica ettim; ama onların da kendilerine göre önceledikleri gündemleri olduğu için bu konuya değinemediler.”
Bu durumda iş başa düştü.
Dinç Ağabeyimin olası ikinci telefonunun çok daha sert olacağını bildiğim için düştüm yollara; kafam yukarılarda, Alanya’nın cadde ve sokaklarını arşınladım.
Gördüm ve anladım ki; Dinç Akal yerden göğe haklı..
Sokaklar, fırtınaların yırtıp, parçaladığı bayraklarla dolu.
Lime lime olmuş bayraklar, ağaç dallarına takılmış, uçuşuyor.
Konutların balkonlardaki bayrakların bir bölümü de öyle…
Kapanan otellerin gönderlerinde dalgalanan bayrakların büyük bölümü de bayrak vasfını yitirmiş durumda.
Hangi sokaklar, hangi oteller, hangi konutlar demeyin; adları önemli değil.
Çünkü büyük bir heyecanla ve coşkuyla astıkları o bayrakların, o hale geldiklerinin ayırdında değiller. Ayırdında olsalar, söküp, çıkarmazlar mı, yenisini takmazlar mı?
Genel bir uyarı lazım bunlara…
Bu uyarı yapılırsa; bu konuda daha titiz olunur, daha titiz davranılır. Bu konuya inancım tam da; Beşparmak Dağları’nda, o çetin koşullarda, PKK’ya rağmen Türk askerinin bayrağımıza gösterdiği duyarlılık göz önündeyken; Alanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’ndeki zatın Dinç Akal’a söylediği; ‘Sen (Kale’deki) o gönderin bulunduğu yeri biliyor musun; oraya çıkmak kolay mı?’ sözünden, çok ama çok büyük rahatsızlık duyduğumu, özellikle ve özellikle vurgulamak istiyorum.
Ne demek oraya çıkmak kolay mı?
Çıkacaksınız, o bayrağı yenileyip, dalgalanmasını sağlayacaksınız. O bayrak, fırtınalardan yine yırtılıp, yine parçalanacak; siz de yine yenileyeceksiniz. Hem de anında.
O gönder, o tarihi kaleye, o amaçla monte edildi çünkü.
Seyir terasındaki gönderlerin bayraklarını, benim torunum da yeniler!