Zeytin gözlüm

Bir keseriz, bir dikeriz… En acıtıcı örneklerinden birini, birkaç yıl arayla gittiğim Altınoluk'ta görmüştüm. İlk gittiğimde, üstündeki zeytinden dalları sarkan, kimisi yüzlerce yıllık zeytin ağaçları vardı. İkinci gidişimde,...

Abone Ol

Bir keseriz, bir dikeriz… En acıtıcı örneklerinden birini, birkaç yıl arayla gittiğim Altınoluk’ta görmüştüm. İlk gittiğimde, üstündeki zeytinden dalları sarkan, kimisi yüzlerce yıllık zeytin ağaçları vardı. İkinci gidişimde, hepsinin kesilip yerlerine herhangi bir kent planlaması bile yapılmadan, çarpık çurpuk apartmanlar, “yazlıklar” dikildiğini gördüm, içim sızladı.
Şarkılarımızda bile yeri var mucizevi bir besin olan zeytinin.
Anadolu’da zeytin yetiştiriciliği çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Anadolu’nun güneydoğusundaki Hatay, Maraş ve Mardin üçgeninde yer alan yabani zeytin ağaçları (deliceler) Anadolu’nun zeytin ağacının ilk çıkış yerlerinden biri olduğu hakkındaki görüşleri doğrulamaktadır. Özellikle Çukurova, zeytinciliği Hitit metinlerinde bile yer almaktadır.
Bir zamanlar üretilen zeytinyağının, kıyıya yanaşan teknelere, kayaya oyulmuş kanallarla akıtıldığı Çukurova bölgesinde, zeytincilik neredeyse yok olmuş durumda.
İstatistiklere göre Türkiye, zeytin üreticisi ülkeler arasında, ağaç varlığı açısından dördüncü, alan varlığı açısından ise altıncı sırada yer alıyor. İstatistikler diyor ki, Türkiye’de 125 milyon zeytin ağacı varmış.
Ben de diyorum ki, Türkiye, zeytin üreticisi ülkeler arasında ağaç varlığı açısından da, alan varlığı açısından da birinci sıradadır. Marmara’dan Akdeniz’in dibine kadar kıyı boyunca uzanan yabani zeytin ağaçları (deliceler) ağaç değil mi?
Şimdi her köşede zeytincilik yine rağbette, aşılı fidanlar satılıyor, alınıp dikiliyor. O güzelim ağaçları kesip yerlerine yazlıkları diktik ya, şimdi yeniden yetiştireceğiz zeytin ağaçlarını. Türkiye’nin pek çok konuda yaşadığı bir ikilem bu. Bir yandan yıkarız, bir yandan yaparız, ama yeni yapılan eskisinden kötü olur her zaman.
Şimdi, sorum şu:
Delice ıslah edilip bir kültür bitkisine, yani ekonomik değeri olan zeytin bitkisine dönüştürülüp verimli bir hale getirilebiliyor. Fidandan, dikme olarak yetiştirilen zeytin ağacı kazık kök yapmaz ve kolay yıkılır. Oysa, kendi başına, tohumdan üreyen zeytin ağaçları (deliceler) kazık köklüdür yerinden kolay kolay sökülemez. İklim koşullarından daha az etkilenir.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı mı örgütler, bu görev yerel belediyelere mi verilir yoksa kooperatiflere mi, ya da yeni kooperatifler mi kurulur bu amaçla bilemiyorum, ama bir yolu bulunup, Marmara’nın, Ege’nin, Akdeniz’in dağını taşını sarmış olan deliceler, “akıllıca” haline getirilemez mi? Kültür bitkisi olarak ekonomik üretime katkıda bulunmaları sağlanamaz mı?
Ölümsüz ağaç diye bilinir zeytin ağacı. Koşulları uygun olursa 2000 yıl yaşar. 3000 yaşında zeytin ağaçları bile bulunmuştur. Budamayla gençleştirilip ürün artışı sağlanır. Zeytinin ve zeytinyağının değeri tüm dünyada gittikçe artmaktadır.
Bu “sıvı altın”dan ve meyvesinden biz ekonomik olarak niye daha çok yararlanmayalım? Dağ orada, ağaç orada. Bütün sorun bu konuyu görev edinip kolay kolay pes etmeyecek birilerinin ortaya çıkmasında. O zaman Türkiye zeytinlik alan, zeytin ağacı sayısı, zeytin ve zeytinyağı üretimiyle dünyada birinci sıraya gelip oturacaktır.
Alıcı mı? Hazır. Bazı AB ülkeleri (özellikle Almanya) ile birlikte ABD, Türkiye’nin önemli zeytinyağı ithalatçılarıdır. Türkiye’nin zeytini ve zeytinyağı Japonya, Kanada, İsviçre, İsrail, Kuveyt, Fildişi Sahili, Kolombiya, Şili ve Avustralya’ya kadar yayılan geniş bir yelpazede de alıcı bulmaktadır.
Elbette zeytinyağı yerine “makine yağı” satmaya kalkışmadığımız sürece…
Zeytin gözlüm, sana meylim nedendir?