Yolun yolsuzluk hali

Abone Ol

​TÜRKÇE’DE "yol" kelimesi kadar zıt anlamlara gebe hem bu kadar kutsal hem de bu kadar şaibeli başka bir kelime yoktur herhalde.

Türk siyasetinin de, sokağının da dedikodusunun da değişmeyen tek gündemidir "yolsuzluk." Ama dedik ya, bu tamamen nereden baktığınıza bağlıdır.

​Vatandaş evini yapmış, ruhsatını almış ama kapısının önünde çamur deryası varsa feryat eder: "Burada yolsuzluk var!" der.

Bu en masum serzeniştir; hizmetin yokluğuna, tozun toprağın derdine sitemdir. Bir de madalyonun öteki yüzü vardır ki; orada "yol yapıldı" cümlesi bir başarıyı, "yolunu yaptı, yolunu buldu" cümlesi ise tam tersi bir ahlaki çöküşü fısıldar.

​te ironi tam burada başlar: Yolunu bulmak, bulan kişi için bir refah ve zenginlik kapısıyken; toplumun geri kalanı için çalınan sudur, eksik kalan kaldırımdır, cebinden buharlaşan maaştır.

Bizim coğrafyamızda yolsuzluk, son yılların modası değil, adeta modası hiç geçmeyen bir milli spordur.

​Rahmetli Özal, memurun geçim derdine karşılık o meşhur "Benim memurum işini bilir" cümlesini kurduğunda, aslında bir zihniyetin fitilini ateşlemişti.

Yakın çalışma arkadaşları her ne kadar "Ek iş yapar, yine geçinir demek istedi" diye tevil etmeye çalışsa da bu tüyoyu alan "kötü niyetliler" boş durur mu?

Hemen yolu, yolsuzluğa çeviriverdiler…

​Bugün geldiğimiz noktada kavramlar iyice birbirine girdi: "Merak etme, o bir yolunu bulur" dediğimizde, bir beceriyi mi övüyoruz yoksa bir hırsızlığı mı meşrulaştırıyoruz?

​"Yol iz bilmez" diye küçümsediğimiz kişi, aslında harama sapmayan, dosdoğru giden o saf dürüstlük abidesi mi?

​Peki ya "Yoldan çıkmak" ile "Yolunu bulmak" arasındaki o ince çizgi...

Hangisi daha olumsuz? Biri ahlaktan sapmak, diğeri ahlakı satmak değil midir?

​Alanya kamuoyu bir aydır "yolsuzluğu" tartışıyor.

Ama korkmayın, bu o fena olanından değil.

Bazı çalışmalardan dolayı delik deşik olmuş, çukur içinde kalmış yolların fiziki "yolsuzluğu" bu.

Üzerine asfalt dökülünce geçer, toz kalkınca unutulur.

​Asıl tehlikeli olan, üzerine asfalt tutmayan o diğer yolsuzluklardır.

Adliyeye, yani adaletin kalesine emanet edilen altınları alıp sırra kadem basan şahsın "yolu" ile alın teriyle, dirsek çürüterek kazananın yolu aynı olabilir mi?

Biri otoyolda hız yaparken, diğeri patikada ayaklarını kanatıyor diye; yolu bulanı alkışlayıp, yol iz bilmeyeni hor mu göreceğiz?

​Bir ülkenin en büyük çıkmazı, duble yollar yaparken, o yollarda yürüyecek "yolu düzgün" insanları kaybetmesidir.

Yolu düzgün olana bugün "yolsuz" diyorsak, yolunu bulana "işini biliyor" diye imreniyorsak, asfaltın altına sadece çakıl değil, geleceğimizi de gömüyoruz demektir.

​Bazen yolları ayırmak lazım.

Duble yol, otoyol veya patika diye değil; "helal" ve "haram" diye. Çünkü unutulmamalıdır ki; yoldaki çukur bir şekilde yamanır ama karakterdeki o büyük yolsuzluk çukuru, dünyanın tüm asfaltını dökseniz yine de kapanmaz.

​Allah bizi doğru yoldan çıkarmasın, yolu doğru olanlarla karşılaştırsın.

Çünkü "yolunu bulanların" dünyasında, yolunu kaybetmiş dürüstler kalmak en büyük şereftir.

Esen kalın…