Yeni Alanya bir yıl önce uyarmıştı: Köylünün faturası şehirliyle eşitlendi

Abone Ol

TÜRKİYE, 12 Kasım 2012 tarihinde yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası ile idari bir devrim yaşadı. Binlerce yıllık "köy" kültürü ve statüsü bir gecede kâğıt üzerinde "mahalleye” dönüştürüldü.

Ancak tarladaki çiftçinin, ahırdaki besicinin hayatı bir sabah uyandığında şehirli konforuna erişmedi; aksine, şehirliyle aynı vergi ve fatura yükümlülükleri kapısına dayandı.

​Ekonomik zorluklar ve tarımsal üretimin stratejik önemi nedeniyle bu geçiş sürecinin sancıları bir süreliğine ertelenmiş, köylümüze bir nefes alanı tanınmıştı.

Ancak o sürenin 1 Ocak itibarıyla dolmasıyla birlikte, muafiyet kalkanı kalktı.

Artık Alanya’nın en uzak dağ köyündeki vatandaşımız, merkezdeki bir mahalle sakiniyle aynı emlak vergisini ödeyecek, suyu aynı tarifeden kullanacak.

​Aslında devletimiz, 10 Ekim 2020 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanan 7254 Sayılı Kanun ile bu soruna bir pansuman yapmak istedi. Kanunun EK Madde 3 hükmü; sosyo-ekonomik durumu, merkeze uzaklığı ve belediye hizmetlerine erişimi kısıtlı olan yerlerin "Kırsal Mahalle" ilan edilmesine imkân tanıdı.

​Bu maddeye göre kırsal mahalle kabul edilen yerlerde:

​Mesken ve zirai binalar emlak vergisinden muaf,

​İnşaat harçları ve imar vergileri sıfır,

​Su faturaları konutlarda en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde düzenlenecekti.

​Biz bu hükmü tam bir yıl önce Yeni Alanya Gazetesi olarak gündeme taşımıştık.

O dönemde bu kanunun avantajlarını kavrayan ve mahallesinin hakkını savunan tek isim Hocalar Mahallesi Muhtarı Saadet Arıcan oldu ve dilekçesini verdi.

Belediye Başkanı Sayın Özçelik de bu konunun Büyükşehir ile görüşülebileceğinin sinyalini verdi ancak başka bir talep gelmedi.

​Ancak meselenin özü, sadece bireysel başvurulara veya yerel inisiyatiflere bırakılamayacak kadar derindir. Bugün gelinen noktada görülüyor ki; köyün mahalle yapılması, sosyolojik ve ekonomik gerçeklerle tam örtüşmemektedir.

Sistemin, iktidar tarafından köylü lehine kökten yenilenmesi artık bir zorunluluktur.

Bir yerleşim yerinin sadece tabelasını değiştirerek oraya şehir hizmeti götürmek her zaman mümkün olmuyor; ancak şehir vergisi getirmek çok kolay oluyor.

Bu dengesizlik, üretimi bitirme noktasına getiriyor.

​Doğru olan yaklaşım şudur: Köy, kendi kimliği ve statüsüyle korunmalıdır. Köylü, milletin efendisi olarak kalacaksa; onun üretim yaptığı toprak, barındığı ev ve kullandığı su, ticari bir meta gibi vergilendirilmemelidir.

Şehrin dinamikleri ile kırsalın dinamiklerini aynı torbaya koyan yasalar, ne yazık ki kırsalı şehre göç etmeye zorluyor.

​Hükümetin, Büyükşehir Yasası’nı yeniden ele alarak "Kırsal Mahalle" gibi ara formüllerle uğraşmak yerine, köylünün hakkını yasal güvence altına alan, vergisel yükleri kalıcı olarak hafifleten bir düzenleme yapması şarttır.

​Çünkü toprak beklemeye gelmez, suyun bedeli üretimden ağır olursa o musluktan bir daha bereket akmaz. Köylüyü "kâğıt üzerinde şehirli" yaparak değil, "yerinde köylü" tutarak kalkınabiliriz.

Esen kalın…