Yasa adamı ile hukuk adamı farkı

Bugün Türkiye'de herkesin ibretle izlediği kelimenin tam anlamıyla bir komedi oynanmakta. Bu komedi düne kadar yargıdan şikayet edenlerin yargısal süreç üzerine çökerttikleri bulutu kaldırmamakta direnmeleridir. Yeni bir süreç başlatmak...

Abone Ol

Bugün Türkiye'de herkesin ibretle izlediği kelimenin tam anlamıyla bir komedi oynanmakta. Bu komedi düne kadar yargıdan şikayet edenlerin yargısal süreç üzerine çökerttikleri bulutu kaldırmamakta direnmeleridir. Yeni bir süreç başlatmak adına Anayasa değişikliğine gidenler hukuku her şeye üstün kılmak, yargı bağımsızlığını sağlamak ve yargıyı tarafsızlaştırmak yerine kendi keyiflerince kullandıkları oyuncakları haline getirdiler. Tarafsız ve bağımsız bir yargıdan bahsetmenin temel koşulu; Uluslararası Mahkeme Kararlarını pozitif hukukun yasalarla sınırlı dar ve dogmatik bakış açısına göre değil, modern ve çağdaş hukukun merkezine evrensel değerleri alan bakış açısıyla yorumlamak ve uygulamaktır. Taş ustasını heykeltıraştan ayıran ölçüler -farklılık-pozitif hukuku modern çağdaş hukuktan, yasa adamını hukuk adamından ayıran niteliklerde o kadar farklıdır. Hukuk adamı modern ve çağdaş hukuku uygulayandır. Ve hukuk adamının önceliği yasalar değil, hukukun evrensel değerleridir. Bugün ülkemizde onlarca insan ne idiği bilinmeyen bir takım tanımlamalarla ama temelde AKP iktidarına karşı olmanın bedelini zindanlarda yatarak ödemektedirler. Elbette ki insanlık tarihinde, düşünen insan hayat sahnesine çıktığından beri ağır bedeller ödeyen sayısız insan var. Bu insanlar hem kendilerini özgürleştirmişler hem de toplum ve devleti. Bu nedenledir ki kutsal devletin yerini kutsal insan almıştır. Statükonun "iç düşman" ilan ettiği bu insanlar her dönemde komplolara kurban gitmiş suçlu ilan edildikten sonra suçlulukları tartışılmıştır. Şüphesiz bu süreç yargısal kurumlar önünde gerçekleşmiştir. 12 Haziran 2011 tarihli genel seçimlerde bu ülkenin adına Yüksek Seçim Kurulu denilen kurulu "aday olmanızda hiç bir mani yoktur" deyip adaylıklarını onayladıkları insanlara seçildikten sonra “Kusura bakma, seni millet seçti ama ben uygun görmüyorum " diyerek kiminin vekilliği elinden alınıp başkasına verildi, kimi ise -iki üyenin keyfine göre- halen tutuklu. Hukuk adamı olunabilseydi, yani taş ustasını heykeltıraştan, tabelacıyı ressamdan ayırt edebilme niyeti olsaydı bunlar yaşanmazdı. Tüm bu davranışlar ve eylemler hesaplı /kitaplı ölçülü biçili yapılmaktadır. Zaten insan eylemlerini diğer davranışlardan ayıran en temel husus "düşünülerek" yapılmış olmasıdır. Bunun içindir ki, insanlar eylemlerinden ötürü utanır/cezalandırılır.
Bu ülkede olmadık şeylerle karşılaştığımda benim hiç aklımdan çıkarmadığım bir ölçüm var. O da şu: Ege’deki düşman işgaline karşı Çerkez Ethem'in derme çatma 2800 kişilik kuvvetleriyle direnmeye çalışılırken; İngiliz lirasını alıp sonra da "din elden gitti bu milliciler dinsiz" deyip Bolu'da, Gerede'de, Tokat'ta, Yozgat'ta, Konya'da isyan çıkarıp orduyu arkadan vuranlardan her şey beklenir.

MİLLETVEKİLLERİ
12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimler birçok yönden ve çeşitli değerlendirmelere tabii tutulabilir. Ancak en çarpıcı sonucu, seçilmiş milletvekillerinin yasama görevini ifa etmelerinin önüne çekilen duvardır.
İlgili mahkemeler bu vekillerin "tutukluluk halini" kaldırmadı. Ve vekiller yasama görevini yapmaktan alıkonuldu. Tutukluluğun devamına karar verilen ve bu karara karşı yapılan itirazları da ret eden mahkemelerin gerekçeleri son derece manidar. "Delilleri karartma" Hangi delilleri? Eğer sen 2-3 yıldır tutuklu yargılamaya çalıştığın bu insanlar için yeterli delil bulamadıysan nasıl hakkında dava açtın? Nasıl tutukladın? Yok eğer delil bulduysan sendeki delilleri bu insanlar nasıl karartacak? Bu kararların iki nedeni olabilir.
Birincisi; daha mahkemeler yargılamanın başında bu insanları cezalandırmayı kafalarına koymuşlar. Ne savunursanız savunun, ne söylerseniz söyleyin, ne yapansanız yapın bu insanları peşinen mahkûm etmişler.
İkincisi ise; artık bu ülkede kuvvetler ayrılığından bahsetmenin imkanı yok. Aksine tek kuvvet var. RTE… 12 yıllık devri iktidarı yakın zamana kadar "Vesayet Rejimi"nden bahsediyordu. Bugün ; "Bunu bitirdik çok şükür vesayet rejimi kalktı" diyenlerin yerine koydukları ise "İpotek" oldu. Rejim ipotekli hale geldi. İpotek alacaklısı da RTE…
Görünen o ki; bunlar iyi günlerimiz. Bundan böyle yaşantımız ve geleceğimiz beyefendinin keyfine kalmış. Nasıl emir buyururlarsa öyle olacak. Sanıyor, ama yanılıyor. Bu memlekette CHP var. Var olduğunu da meclisin açıldığı ilk gün gösterdi. Zulme karşı direnme hakkını kullandı ve milletvekili yeminini etmedi. Bu direniş; iki kişinin keyfinin milli iradeye üstün gelemeyeceğini öğretene kadar da sürecektir. Parlamento da sürecek meydanlarda sürecek ama sürecek.