Üçüncü bir sebep de, bürokraside lüzumsuz yere aşırı kademelenmedir. Yapı büyüdükçe, kademeler arttıkça işler de sürüncemede kalmakta hesap sorulabilme imkansızlaşmaktadır. Bu bağlamda, Bakan-Genel Müdür-Müdür-Memur şeklindeki sıralama dışında bulunan, şef, müdür yardımcısı, daire başkanı ve yardımcısı, genel müdür yardımcısı, müsteşar ve yardımcısı kademeleri lüzumsuz ve Devleti hantallaştıran kademelerdir.
Başka bir unsur da performansı esas almayan, faşist ve baskıcı dönemlerin kalıntısı sübjektif ve keyfiliğe açık “sicil sistemidir”.
Tabii ki son olarak, memuriyete giren kişinin adeta mutlak garanti sahibi olmasıdır. Birey olarak ele alındığında, yetenekli, iyi niyetli, hizmet erbabı birçok memurun, açıklanan psikoloji ve sistemin kurgulanma şekli nedeniyle işi engelleyen, hizmeti aksatan kişi haline dönüştüğünü görmekteyiz.
4- Terörün Bitirilmesi
Neredeyse 30 yıldır terörle beraber yaşamaktayız. Halkı, hizmet makamı görmek yerine az bir jakoben çevrenin iktidar iktidarının tabanı gören ve bu düzenin devamı üzerine oturtulan “Devlet anlayışı” ile çözüm yerine, kanayan yarayı daha derinleştiren uygulamalar sonucunda psikolojik altyapısı oluşan bir ayrılık hareketine neden olunmuştur.
Terörün beslendiği maddi ve manevi sebepler kurutulmadan bu sıkıntının sona ermesi mümkün değildir. Bunun yolunun, insanları ayrıştıran anlayış ve jargonla ileri sürülen görüş ve uygulamalardan geçemeyeceği açıktır.
Tarihi mecburiyetler bizi, Osmanlı Bakiyesi tüm kavimleri bir arada Anadolu Coğrafyasına sıkıştırmıştır.
Bulacağımız çözümün mutlaka bunu bilip, bunu gözeterek aranması gerekmektedir. Tabii ki, ortak değerler etrafında oluşturulması gerekmektedir.
Yüzyıllar süren savaşlar sonucunda takatsiz kalan Müslüman unsur karşısında bir avuç okumuş ekalliyet, global destekçileriyle beraber Ülkemiz Yönetiminin kuruluş felsefesinde belirleyici olmuşlardır. Bu felsefenin ana malzemesini, “pozitivizm ve la dinilik“ anlayışından seçmişlerdir. Dini olan her şeyin “tu-kaka” olduğu dolmasını, bazen zorla, bazen de kompleksler üzerinden Milletin önündekilere yutturmuşlardır. Millet yutmasa da “Devlet” anlayışı nedeniyle sessizce seyretmiştir.
Dünyanın öte ucunda fıs denilenin duyulduğu, karıncanın ayak izinin seyredildiği zamanımızda bu dolmaya, peşin yutucular hariç kimse dönüp bakmamaktadır. Anca oluşan enkazın temizlenmesi gerekmektedir.
Terörün bitirilmesi için, herkesin tüm komplekslerinde arınarak, insanların kalbinden ve gönlünden, birbirisini bağlayabilecek en önemli yapıştırıcı olan dine bakış açısını değiştirmemiz gerekmektedir. Bizim dinimizin göndericisi olan Allah (C.C.) bu Dünyada herkesin inanmasını dayatmamıştır. Bu nedenle herkes dindar olsun demiyorum. Ancak, İnsanı ruhen en iyi kuşatacak olan dinin eğitim ve hayattan çıkarılması aymazlığının sona ermesi gerekmektedir.
Ülkemizin “terör” probleminin çözülmesi için, “Milletine, Vatanına, Devletine, Kültürüne bağlı, kurgulanması diğer insana hizmet anlayışı üzerine oturan” cemaatlarla önce Devletin barışması, sonra da işbirliği içine girmesi gerekmektedir.
Bahsettiğim cemaat okul, yurt ve kurslarından yetişip de teröre bulaşan bir insan mevcut değildir.
Eşref Bitlis ve Hulusi Sayın Paşanın, bu cemaatlarla hiç bağlantısı ve felsefe birliği bulunmamasına rağmen söylediğim gerçeği gören ve bu doğrultuda uygulamalara başlayan kimselerdi.
Şu anda, kendisine gelen kaynakta önemli setler oluşturan cemaat kuruluşlarına karşı PKK’nın saldırılarının artması da bu görüşümü doğrulamaktadır.
Türkiye’yi karşılayacak seçim sonrası için en hazır olanın AK Parti Olduğu açıktır. Milletin, istikrar ve yukarıdaki beklentileri için, AK Partiyi tercih edeceği en ön beklentidir. İnşallah AK Parti de Milletin beklentilerine bihakkın cevap verebilecek yeni vekil kadrosunu oluşturmuştur. Yine İnşallah, bürokrasiyi de ehil insanlardan yeniden oluşturarak, YENİ TÜRKİYENİN inşasında önemli adımlar atabilir. - BİTTİ -