‘Türkiye gibi olmak istemiyoruz!’

Abone Ol

Ortadoğu'nun en güçlü devleti İsrail, tarihinin en ciddi iç krizlerinden biriyle karşı karşıya. On binlerce İsrailli, Netanyahu Hükümeti'nin yargı sisteminde yapmayı planladığı  değişiklikleri haftalardır protesto ediyor. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun bu değişikliklere karşı çıkan Savunma Bakanı Yoav Gallant’ı görevden alması ise  protesto edenlerin hem sayısını artırdı hem de protestoların niteliğini değiştirdi. Orduda görev yapanların da  protestoculara destek vermeleri   sonucu yargı reformu tasarısı  şimdilik ertelendi.

İsrail’de yönetimde bulunan Likud Partisi Lideri Netanyahu,  Türkiye'de AKP'nin 2017 yılında yaptığı siyasetin yargıyı dizayn etmesinin yolunu açan anayasa değişikliğini İsrail'de yapmaya çalışıyor. Yolsuzluklarla adı anılan Netanyahu, yargıyı kontrol etmek istiyor. İsrail tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı olan Netanyahu, Aralık 2022 tarihinde başbakan olarak seçilmişti. Netanyahu'nun başında bulunduğu koalisyonun en önemli reformlarından biri de yargı ile ilgiliydi. Yüksek Yargı Komite üye sayısının artırılması, 11 üyeye çıkarılması ve bu 11  üyeden  7'sinin  hükümet tarafından atanması, yürütmeye yüksek mahkemenin  kararlarını  bozma yetkisinin tanınması, başbakanın  görevden alınmasını zorlaştırılması gibi maddeler yargı reformunda yer alıyordu.

Yargı reformu paketinde yer alan "yüksek yargı kararlarının parlamento tarafından veto edilmesi"  yürütmenin yargıya tahakkümüydü. Yazılı anayasası bulunmayan ve şeriat hükümlerine göre yönetilen İsrail'de yürütmenin yargıyı etkisizleştirme girişimi halk tarafından  büyük bir tepki ile karşılandı. Başbakan Netanyahu, yargı reformunun hükümet organları arasındaki dengeyi  sağlayacağını ve   ekonomiyi canlandıracağını söylüyordu.

Ekonomistler, teknik adamlar, iş insanları  ve hukukçular yapılması planlanan  değişikliklerin hayata geçmesi durumunda İsrail'in modern dünyadan izole edileceğini, ticaretin dolayısı ile ekonominin zarar göreceğini dile getiriyorlar. Yargı reformunda yer alan değişiklikler nedeniyle  yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülke olarak, İsrail'in itibar kaybedeceğini vurguluyorlar. Devlete vergisini ödeyen, vatandaşlık görevini yerine getiren kesimler yargıda reform adı altında temel haklarını kaybedeceklerini söyleyerek yasaya karşı çıkıyorlar. Yönetimde bulunan aşırı sağcı, dinci iktidarın vatandaşın hayat tarzına müdahale edeceği endişesi ile protestolarını haftalardır sürdürüyorlar.

Haftalardır  devam eden protestolar özellikle Cumartesi günleri  daha yoğun bir şekilde yapılıyor. İsrail'in ihracatında önemli yeri olan teknoloji alanında  çalışanlar da bu ayaklanmalara destek veriyorlar. Demokratik yapının korunmasını ve topluma hükümetin müdahalesini doğru bulmuyorlar. Yargıya müdahalenin ne anlama geldiğini Türkiye'den biliyorlar. Peki Türkiye'de ne olmuştu?

HSYK'nın yapısı değişmişti. Mevcut HSYK'nın 13 üyesi: Bakan, Adalet Bakanlığı ilgili Bakan Yardımcısı, Cumhurbaşkanınca seçilen dört ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce seçilen yedi üyeden oluşuyordu. Kurul’un başkanı  Adalet bakanı idi. Türkiye'de Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı'nın Meclisteki çoğunluk partisi tarafından atanan yüksek mahkeme üyeleri ve yargının yönetici organları ile yargı, yürütmeye tarihte hiç olmadığı  kadar bağımlı olmuştu. Kurulun üyelerini Cumhurbaşkanı'nın başkan olduğu iktidar partisinin çoğunluğunun mecliste seçmesi yürütmenin yargıya müdahalesini olanaklı kılmıştı.
Parlamenter sistemin siyasal sorumluluk ekseninde temel güvencesi olan gensoru önergesi verme  ortadan kaldırılmıştı. Bir bakanı veya bakanlar kurulunu (hükûmet) düşürmek için yapılan önerge verme yetkisi Meclis'ten alınmıştı.

Anayasa'nın 105. maddesine göre cumhurbaşkanı imzaladığı hiçbir karardan sorumlu değildi; kararı ve emirleri aleyhinde yargı organlarına başvurulamazdı. Cumhurbaşkanı ancak Meclis'in üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine ve dörtte üçünün vereceği kararla suçlanabilirdi. Cumhurbaşkanı'nı düşürebilmek neredeyse imkansızdı. Meclisin yetkisinde olan bu yetki ancak Meclisi seçime götürerek yapılabilirdi. Fakat milletvekillerini bir daha seçilememe riski  ile karşı karşıya bırakacağı için tercih edilmeyebilirdi.
İsrail tarihinin en radikal koalisyon hükümeti yönetimde olduğu bugünlerde, İsrail halkı yargıya bu şekilde müdahaleye sıcak bakmıyor. Biliyor ki yargı bağımsızlığı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. İsrail toplumu demokrasiye sahip çıkmak konusunda birleşiyor. Keşke başka toplumlar da yapabilse!