Ülke ve ülke insanı olarak çok tehlikeli bir süreçten geçiyoruz.
AK Parti iktidarı döneminde, ekonomi başta olmak üzere, altyapı yatırımlarında, sağlıkta, ulaşımda çok olumlu icraatlara imza atıldığını kabul etsek de, son yıllardaki dış politikada çok ciddi hataların yapıldığı ortada.
1 Mart tezkeresi, bize göre ilk kırılma noktası.
ABD’nin Irak’a müdahale etme aşamasında, Irak’a Türkiye üzerinden geçebileceği sözünü verip, ABD’nin gemilerle askerlerini ve bütün teçhizatını İskenderun limanına getirmesine ve yol güzergahlarının belirlenip buralara belli yatırımların yapılmasına müsaade eden hükümetin, mecliste tezkereyi çıkaramaması her şeyi altüst etti.
ABD’nin Irak’a Türkiye üzerinden müdahalesi sakıncalı idiyse, neden ABD yönetimine yeşil ışık yakıldı?
Eğer bu müdahalenin Türkiye üzerinden yapılmasının yararları düşünülmüşse, mecliste tezkere neden geri çevrildi?
Türkiye 1 Mart tezkeresini onaylamamakla, Irak’ın kuzeyindeki Kürt oluşumunun ABD’nin bir numaralı müttefiki haline gelmesini sağladı!
Arap halklarına şirin görünme adına, Davos’ta 'One minute' çıkışıyla sayın Başbakan İsrail ile ipleri koparma konusunda ciddi ve de çok tehlikeli bir adım atarken, Mavi Marmara çıkartmasıyla da, İsrail-Türkiye arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasına neden oldu.
Filistin-İsrail çelişkisine inanç bağlamında belli bir duygusallıkla yaklaşılırken, bugünkü dünya konjonktürünün somut gerçeklerinden oldukça uzaklaşıldığı kanısındayım.
Osmanlı İmparatorluğu olarak Arap yarımadasını ve Kuzey Afrika’daki Arapları egemenliğimiz altına almakla övünürken, Arapların bizi, 1. Dünya Savaşında sırtımızdan vurduklarını gözardı ederek, bu coğrafyalarda yaşayan toplumları dost ve kardeş olarak görme saçmalığı içine girmemizin mantığını anlamak mümkün mü?
Atalarımız “Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü” derken, bunu boşuna demiş olamazlar!
Din kardeşi yaklaşımı büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiş gibi görünüyor. Irak ve Suriye’de aynı dinden olan insanlar hem de Ramazan ayında kitleler halinde birbirlerini öldürürlerken, PKK’lı caniler de, Kürt-Türk -Müslüman demeden ramazanda insanlarımızı kalleşçe öldürmeye devam ettiler.
İslam ülkeleri kan ve gözyaşıyla boğuşuyor!
Başlangıçta Libya’da yanlış yaptık.Yanıbaşımızda, en büyük tehlike olarak görmemiz gereken İran’ın nükleer silah üretimine karşı, uluslararası camia özellikle de BM’de İran’ı savunmaya kalkıp, hamiliğine soyunma saçmalığına girdik.İran bugün Esad’ı ve PKK’yı desteklerken, zaman zaman da bizi tehdit edebiliyor!
Bugünü bırakın tarihin derinliklerine indiğimizde, bu coğrafyada bizim en büyük rakibimizin İran olduğunu görmezden geldik.
Suriye olayına, hem aceleci hem de uluslararası ilişkileri ve de dengeleri iyi hesap etmeden, çok sert ve de anlamsız çıkışlar yaptık. – DEVAMI YARIN -