Tarihimiz teneşir tahtasında

Yakın ve uzak tarihimiz teneşir tahtasına koydular, hoyrat ölü yıkayıcıları maksatlı… Yerli, yabancı 'uzmanları” didik didik ediyorlar. Katılı bulmak değil, maktulleri, suçlu çıkarmaktır amaçları… Önceki gün 23 Nisan'dı;...

Abone Ol

Yakın ve uzak tarihimiz teneşir tahtasına koydular, hoyrat ölü yıkayıcıları maksatlı… Yerli, yabancı “uzmanları” didik didik ediyorlar. Katılı bulmak değil, maktulleri, suçlu çıkarmaktır amaçları… Önceki gün 23 Nisan’dı; Buruk bir bayramı kutlamaktan 24 Nisan'a geldik ve gün gene tüm uğursuzların… 24 Nisan, “Ermeni Tehciri”, Ermenilere göre, “kıyametin”, güya milyonlarca Ermeni’nin “soykırımının”, 91. Yıldönümü… Bu yıl da, gelenek olan “sinir ve dövünme” krizine girdik… Bu 24 Nisan’da da, dünyanın her tarafından, her ülkesinden, gelecek, Türkiye’yi, en hafif kelimeyle, “eleştirmelerini” veya “lanetlemelerini”, adeta korkuyla bekler olduk… Bazılarımız, milli onurumuza yapılan bu haksız maksatlı saldırıya kızarız. Bazıları da suçluluk kompleksi altındadırlar; “Biz milyonlarca Ermeni’yi kestik” diye, dövünme krizlerine girerler, günah çıkarmak, “özür dilemek” için imza toplarlar… Yeni sloganları, simgeleri “Hrant Dink”, hepsi Ermeni ve de Dink! Türkiye, bu ayıptan kurtulmalıymış!
Bu geleneksel, “cadı bayramının” arkasında Ermeni “Diasporası” var. Eksenin merkezi de Amerika-Washington’dur. Her yıl 24 Nisan’da, oradan, Beyaz Saray’dan gelecek sesi heyecanla bekleriz… Kimse Amerikalıların Kızılderililere, Mohikanlara, Siulara ve son olarak Iraklılara yaptıklarını hatırlamaz, hatırlatmaz ve bu ayıplar varken, Amerika'nın, nasıl olup da, dünyada “ahlak bekçisi” olabileceğini düşünmez! ABD aslında “Ermeni Lobisinin” savunucusudur… Ama bizim korkumuz: “ABD Başkanı, bu yıl “soykırımı” deyimini mi kullanacak? Bu yıl, demokrasi cilvesi hasbelkader ABD Cumhurbaşkanı Obama, “önleyici vuruş” yaptı. “Holocost”, “soykırımı” demedi, “Büyük felaket” dedi… Ha “felaket”, ha “kıyamet” ne fark eder; her zamanki olağan suçlu, tarihin ezeli ve ebedi “korkunç” müthiş Türkleri.
Bazılarımız kolaya giderler: Olayın gerçek boyutlarını anlatmak külfetine girmeden, suçu üzerlerinden atarlar; “Biz yapmadık Osmanlı Devleti yaptı” diye! Oysa, Osmanlı Ordusu, Devleti Türk’tür, bu devlete de orduya da hizmet edenler Türklerdir. O olayların zamanında suçlananlar, bizim babalarımız, dedeleriniz… En azından, gerçekleri söyleyerek, savunmak, onların, Türklüğün onurunu içimizdeki şerefsizlere de karşı, korumak zorundayız. Ancak, ortaya ne kadar belge çıkarırsak çıkaralım, olayın en az 1877’den beri başlayan ve Türkiye topraklarında “Büyük Ermenistan”ı kurmak için yapılan başkaldırılar, suikastlar, hatta Abdülhamit’e suikast ve Büyük Savaş esnasında Ermeni çeteleri Rus ordusuyla işbirliği yapmaları üzerine, Ermenileri hassas bölgelerden başka yörelere göçe tabi tutulmaları olayı “meşru savunma” olduğunu hatırlatalım. Bu olayın, Hitler’in “Nihai Çözümü” gibi planlı, gaz odalı, toplama kamplı bir hareket olmadığını, Ermenileri en yüksek hassas mevkilere, Hariciye Nazırlığına getiren, mesela ve Washington’a Sefiri Kabir, gönderen Osmanlı devletinin, birden bire kalkıp “Soykırımına” girişeceğini akıl, mantık kabul etmez! Ama, neye yarar? Adamlar hükümlerini peşinen vermişler, gerçeklerle kafalarını karıştırmamak lazım!
Ben yıllarca, bunları yazdım… Amerika’da TV’lerde konuştum, gazetelerde yazdım. TV’lerde Diaspora temsilcilerinin yüzlerine karşı söyledim ve ASALA’ya hedef oldum. Tarihçilerimizin, rahmetli Kamuran Gürün’ün, Yusuf Halaçoğlu’nun, Amerikalı Profesör Shaw’un, MCarthy’nin, İngiliz tarihçi Profesör Bernard Lewis’in, gerekçeleri yazmaları neye yaradı? İnanılması güç: Sözde adalet ülkesi, İsviçre'de, “Demokrasinin beşiği” Fransa’da “soykırımı olmadı” demek suç!
Şimdi, “Olayın” 100. Yıldönümünde, 2015’de, asıl felaket Türkiye’nin başına gelecek diye korkuluyor… “Gerçekleri belgeleriyle çekinmeden açıklamalı ve kararı tarihe, tarihçilere bırakmalı” diyorlar… Ama, buna hiç yanaşırlar mı? Bu iddialar onların hem gıdası, hem de Diasporanın sebebi mevcudiyeti ve de Ermenistan’ın, arazi ve tazminat taleplerinin kapısıdır! Sözün bittiği yer de burasıdır! Ben şahsen, bu traji-komediden ve bu adamlarla uğraşmaktan bıktım; yetti gayrı!
Ermeni Diasporası gerçekleri, hınzır gibi bilir de, bizim “Ermeni Muhipleri”, Erzurum’da Ermenilerin öldürdükleri Türkleri gömdükleri toplu mezarların yerini bilmezler. Talat ve Cemal Paşaların, Dr. Bahattin Şakir’in Taşnaklar tarafından elliden fazla diplomatımızın ASALA tarafından katledilmesini ve son “Hocalı Katliamını” hatırlamazlar! Hrant Dink’i anarlar da, Los Angeles'de katledilen Başkonsolos, okul arkadaşım Mehmet Baydar için saygı duruşunda bile durmazlar!
Bu ihanetin gafletin simgesi özür dileme kampanyalarının önde geleni Hasan Cemal, Tiflis’te Ermeniler tarafından öldürülen Cemal Paşa’nın torunudur. Son olarak, Ermenilerden özür dilemek, dedesinin günahını çıkarmak için, Ermenilerin yoğun yaşadığı ve Mehmet Baydar’ın öldürüldüğü Los Angeles’e gitmiş. Cemal Paşa’nın eşi Seniye Hanımefendi’nin aile dostumuzdu. Bana Paşanın suikastını, sonra olanları ağlayarak anlatmıştı. Acaba, Hasan, Babaannesinden, halası Kamuran bu acıları duymadı mı?
Önceki akşam Murat Bardakçı, TV programında, Cemal Paşa’nın Tiflis’te teneşir tahtasındaki fotoğrafını gösterdi. İçim sızladı… Acaba Hasan Cemal, bu fotoğrafı gördü mü? Ermenilere ve Hrant Dink’e sahip çıkarken dedesinin intikamını almak bir tarafa, hiç içi sızlamadı mı? Ermenileri savunduğu kadar, bütün suçları Devleti savunmak olan, Talat Paşa’yı, dedesini savunmak ihtiyacını duymaz mı? Duymuyor çünkü “imalat hatası”dır… Orhan Pamuk gibi Nobel Ödülüne müstahaktır. Bu yıl bu ödülü ona mı, yoksa Leyla Zana’ya mı verecekler? İkisine de versinler. Kol kola Stokholm’a giderler. Yakışır!