İşsizlik; bireysel, toplumsal ve ekonomik olmak üzere çok boyutlu ve negatif yönlü etkisi ile çağımızın en tehlikeli sorunlarından biridir. Bireylerin sosyal ve psikolojik durumlarını, toplum düzenini, istihdam yapısını ve ekonominin genel seyrini önemli ölçüde etkilemekte olan işsizlik ne yazık ki giderek derinleşen toplumsal bir yaraya hatta tabiri caiz ise, ağır bir hastalığa dönüşüyor. İşsizlik ile ilgili olarak açıklanan son rakamlar ve özellikle genç işsizliğinde gelinen son nokta; tüm dünya için, endişe verici boyutlara ulaşmakta. Üstelik bu rakamlar; buzdağının yalnızca görünen kısmı. Hepimizin gördüğü, bildiği ve duyduğu işsizliğin ötesinde çok daha tehlikeli bir durum söz konusu ki o da; iş bulmaktan umudunu keserek, iş aramaktan vazgeçmiş yani ‘’şevki kırılmış’’ işçiler. Üstelik bu gruba dahil olan bireylerin büyük bir çoğunluğunu, 15-25 yaş arasındaki gençler oluşturuyor ve bu gençler; ücretli bir işe sahip olmadıkları halde işsiz sayılmıyor hatta ne yazık ki, işsizlik ile ilgili hesaplamalara dahil edilemiyor.
GENÇ İŞGÜCÜ UMUDUNU KAYBEDİYOR
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) son işgücü verilerine göre; ülkemizde genç işsizliği %19,9 ile son dört yılın zirvesinde. Yani Türkiye’de her beş gençten birisi işsiz! Bu durum şüphesiz, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak problemi. İşsizlik sorununu genel bir çerçevede değerlendirecek olursak; dünya genelinde yüksek oranlı yapısal işsizliğin görüldüğünü, söz konusu bu işsizliğin de; gençler arasında ve kadın işgücü merkezli oluştuğunu söylemek mümkün. Türkiye’de ise daha vahim bir durum söz konusu; aktif bir şekilde iş aramadığı için işsiz sayılmayan gençler yani şevki kırılmış, iş bulmaktan umudunu kesmiş bireyler!
En genel şekli ile çalışma isteği ve yeterliliği olmasına rağmen, düzenli ve sürekli gelir sağlayabilecek bir işi bulunmayan kişiler, işsiz olarak tanımlanmaktadır. Özellikle çalışma isteği kısmının altını çizmek istiyorum. Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO)’ne göre; bir bireyin işsiz sayılması için: düzenli gelir elde edebileceği bir işinin bulunmaması, son üç ay içerisinde iş arama kanallarının en az birini kullanarak iş araması ve işe başlamaya hazır durumda bulunması gerekmektedir. Bu üç kıstası aynı anda sağlamayan bireyler ise uluslararası standartlara göre, işsiz olarak nitelendirilmemektedir. Fakat ülkemizdeki potansiyel genç işgücü incelendiğinde görmekteyiz ki; büyük bir kısmı üniversite mezunu olan bu gençlerin pek çoğu; uzun bir süre iş arıyor, çeşitli sebeplere bağlı olarak iş bulamıyor ve akabinde iş aramaktan vazgeçiyor. Üstelik bu durumdaki gençlerimizin sayısı, genç işgücü potansiyelimizin göz ardı edilemeyecek bir kısmını oluşturuyor.
Piyasa koşullarına, teknolojik gelişmelerle birlikte bireylerden sahip olması beklenen vasıfların artmasına, eğitim sistemindeki yetersizliğe, ekonomik durgunluk ve krizlere bağlı olarak istihdam oranının azalması; gençlerin kendi vasıfları ile uyumlu bir iş bulamamasına ve bir süre sonra, iş aramaktan vazgeçmesine neden oluyor. Hal böyle olunca, işten umudunu kesmiş gençlerimiz, ILO’nun işsizlik kriterlerini tam olarak sağlamadığı gerekçesi ile işsiz de sayılmıyor! Bu durum hem hesaplanan işsizlik rakamlarının gerçeği yansıtmamasına neden oluyor hem de sorunun tam anlamı ile çözülmesini, neredeyse imkansız hale getiriyor. İşsiz bile sayılmayan bu gençlerin, işsizlik ve çaresizlik sebebi ile içine düştükleri psikolojik durum da cabası. Nitekim çalışma çağındaki bir bireyin iş aramaktan vazgeçmesi; işgücü piyasasını olduğu kadar, toplumsal düzeni ve huzuru da tehdit etmekte. Öğrenilmiş çaresizliğin pençesindeki bu gençlerin; sosyal ve toplumsal hayatla bağları neredeyse kopmakta, uyuşturucu, alkol ve sigara gibi kötü alışkanlıkların yanısıra, suça ve şiddete olan eğilimleri de artmaktadır. Böylece sosyal sorunların ardı arkası da ne yazık ki kesilmemektedir. Hatırlarsınız ki, 21. yüzyılın en büyük olayı olarak kabul edilen, pek çok ülkede toplumsal dengeleri sarsan ve Arap Baharı olarak adlandırılan olayların çıkış noktası; Tunus’ta, üniversite mezunu bir işsiz olan Muhammed Buazizi’nin kendisini yakması ile başlamıştır. Bu nedenle gençlerin, işgücü piyasalarına olan inancının yeniden arttırılması; toplumsal huzurun korunması için şart olmaktadır. Gerek ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek, gerek toplumsal düzeni sağlamak ve işgücü potansiyelinden tam kapasite yararlanmak için; atıl olan bu gençlerin yeniden iş araması sağlanarak, işgücü piyasasına dahil edilmesi son derece büyük bir önem taşımaktadır.
Her ne sebebe bağlı olursa olsun; ekonomik krizler, yoksulluk ve işsizlik en çok, büyük hayallere sahip gençlerimizi etkilemektedir. Bu anlamda, genç bireylerin desteklenmesi, vasıflarının arttırılması, kişisel özellikleri ve becerileri ile uyumlu işlere yerleştirilmesi ve çalışma hayatı içerisinde devlet otoritesi tarafından korunması; toplumsal bir gereklilik olmaktadır. Unutmamalıyız ki; ümidini kaybetmiş olan birinin başka kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Ümidini kaybetmiş bir gençliğe sahip olan toplumların ise, güzel ve aydınlık bir geleceğe sahip olma şansları…