Sen bize lazımsın…

Abone Ol

Son günlerde üst üste geldi; ilk önce yüzünüze bakarak, “İyisiniz değil mi?” sorusunu yöneltiyorlar. Şaşırarak meraklarının nedenini sorduğunuzda, “Çok zayıflamışsınız da!” yanıtı geliyor. Sonrasında ise şaşmaz bir şekilde şu, tıpatıp aynı sözler ekleniyor: Aman abi, sen bize lazımsın!

Zayıflamak özellikle ileri yaşlarda sağlıksızlık anlamına da geliyor. İlk sorunun yanıtı olarak “yüzümüzün cilt dokusunun altındaki subkutan yağ tabakası yaşlanmayla birlikte azalır, yüzün sarkmasına ve çökmesine neden olur” diye başlasam, “Estağfurullah, onu demek istemedik” diye yemin billah özür dileyecekler. Biliyorum, asıl merakları zayıflamaya neden olan bir hastalığımın olup olmadığı…

Böyle ‘tamlamalı’ iki soru cümlesi karşısında insan buruk bir böbürlenme içine giriyor. Kötü göründüğü insanın yüzüne söylenirken, arkasından da değer verildiğinin belirtildiği ikinci bir cümlenin gelmesi insanı şaşırtıyor. Nasıl yanıt vereceğini bilemiyorsun. ‘Lazım olduğu’ belirtilen bir insan olarak ‘servise!’ an itibarıyla mı yoksa ileriye dönük bir yedek güç olarak mı davet edildiğini anlamaya çalışıyorsun. Zengin bir dil olan Türkçedeki ‘lazımlık’ kelimesinin, acil ihtiyaç içeren gereç kullanımına mı sokulmaya çalışıldığını merak ediyorsun!

Ya da daha iyimser bir olasılıkla, zaten etkin olduğun bilinmektedir de bunun kesintiye uğramaması mı dilenmektedir? Bir siyasi liderimizin ‘işi bitmişler!’ diye bağırarak anons ettiği ama kendisinin gereğini yerine getirmediği(!) o meşum yaş gurubuna girmekte olduğumu bilip bilmediklerini sorguluyorsun.

Böylesi bir dilek ülkemizin başka yörelerinde var mıdır bilmem ama mesela bir Norveçliye “sen bize lazımsın abi/abla” dense herhalde beyni yanar kişinin! Bilmiyorum, belki de dertsizlikten ölmek üzere olan İskandinav insanını yaşama döndürür bu sözler. Norveç hükümeti mesela rezerv güç olarak insanını kullanmaz. Onun yerine, ulusu için gereğinde ‘lazım olabilecek’ Norveç Varlık Fonu’nu biriktirmekle meşguldürler. Biliyoruz, Norveç kendi insanını, kurduğu demokratik yönetim şeması içindeki her türlü becerisine göre kullanır. Orada bireysel ‘lazımlık!’ durumu hiç oluşmaz…

Bu yaşa ve deneyime geldiğimde anlıyorum ki ülkemizde, özellikle herkesin bir diğerini az çok bildiği görece küçük yerlerde ‘lazım olma’ yani ‘ihtiyaç ya da gereklilik’ duyma birleşik fiili olanca keskinliğiyle yaşanıyor. İnsanlar gittikçe kokuşmakta olan sistemden umutlarını kesmiş olmalılar ki en azından ahlakından şüphe etmedikleri insanları cesaretlendirmeye çalışıyorlar. Belki de daha kötü olacağını varsaydıkları günlerde kendilerine liderlik etmeleri için, onları pamuklara sarıp sarmalayıp saklamak istiyorlar. Kim bilir!

‘Sen bize lazımsın’ sözü insana tabii ki iyi geliyor. Özellikle, ‘gülüp eğlenmeye, şu dünyadan kâm almaya zaten gelmemiş!’, ülkesinin içine sürüklendiği bahtsız dönem için sızlanmakta olan ‘bizcileyin’ yaş gurubunu ‘tazelendiriyor.’ Nasıl lazım olunabileceği konusunda daha fazla düşünmeye ve çalışmaya itiyor. Böylece yaşama bağlılıklar artıyor. Bir de işin bittiğinin söylendiği o yaş dönemlerinde verilmiş en güzel hediye oluyor. Sağ olsun var olsun bizden, yalandan bile olsa hâlâ medet umanlar…