Savaşın ekonomik faturası: ilk 15 günün muhasebesi

Abone Ol

​SAVAŞ, doğası gereği sadece sınırları değil, mutfaktaki tencereyi ve sanayideki çarkları da doğrudan etkileyen yıkıcı bir güçtür. TUİK'in paylaştığı veriler, çatışmaların ilk 15 gününde ekonomimizin ne kadar hızlı bir şekilde "savaş fiyatlamasına" geçtiğini acı bir netlikle ortaya koyuyor.

Özellikle gıda, enerji ve lojistik zincirindeki bu ani sıçramalar, enflasyonist baskının sadece bir başlangıç olduğunu gösteriyor.

​Verilere baktığımızda, yüzde 33’ü aşan taze sebze fiyatlarından yüzde 25’leri zorlayan akaryakıt zamlarına kadar geniş bir yelpazede ciddi bir maliyet artışı görüyoruz. Ortalama bir hesap yapıldığında, temel tüketim ve üretim kalemlerindeki bu artışların, sadece 15 gün içinde genel tüketici enflasyonuna (TÜFE) doğrudan etkisinin yaklaşık yüzde 3,5 ile yüzde 5 arasında bir puan eklediğini söyleyebiliriz.

​Bu artışın temel sebebi "arz şokudur. Enerji fiyatları (akaryakıt, doğal gaz) arttığında, sadece ısınma veya ulaşım değil, rafa giren her ürünün lojistik maliyeti de artar.

Tarımsal girdilerdeki (Yüzde 18'e varan) artış ise, bu etkinin önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarına "ikinci dalga" olarak geri döneceğinin habercisidir.

Plastik hammadde ve enerji fiyatlarındaki artış ise sanayi üretimini doğrudan maliyetli hale getirerek, iğneden ipliğe her ürünün raf fiyatını yukarı çekmektedir.

​Eğer bu savaş süreci uzarsa, ekonomideki tahribatın "yüksek fiyatlardan" "tedarik krizine" evrileceği bir döneme gireriz.

Uzun vadeli senaryoda bizi bekleyen temel riskleri şu başlıklar altında özetleyebiliriz: Şu an yaşadığımız şey maliyet kaynaklı bir enflasyon.

Ancak fiyatlar arttıkça alım gücü düşecek, bu da insanların temel ihtiyaçlar dışındaki harcamalarını kısmalarına yol açacak. Ekonomide bu, durgunlukla enflasyonun birleştiği "stagflasyon" riskini tetikler.

Gübre ve tarımsal girdi maliyetlerindeki yüzde 18’lik artış, çiftçinin ekim yapma iştahını kırabilir. Bu durum, sadece bugün değil, gelecek hasat dönemlerinde de arz kıtlığına yol açarak gıda fiyatlarını kontrol edilemez bir noktaya taşıyabilir.

Enerji ve hammadde fiyatlarındaki kalıcı artışlar, sanayicimizin küresel piyasalarda rekabet etme gücünü törpüler. İhracatçı için "kâr marjı" daralırken, ithalatçının döviz ihtiyacı artar.

Bu durum, döviz kurları üzerinde ilave bir baskı oluşturarak kısır döngüyü besler.

Savaş uzadıkça, piyasalardaki belirsizlik yerini "stokçuluğa" ve "beklenti kaynaklı zamlara" bırakır.

Yani bir malın maliyeti artmasa bile, "yarın daha pahalı olacak" korkusuyla yapılan fiyat artışları, enflasyonu gerçek maliyetlerin ötesine taşır.

​Savaşın ilk 15 günü, bize ekonominin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlattı. Rakamlar sadece soğuk istatistikler değil, aslında hepimizin bütçesinden eksilen refah payıdır.

Savaş uzadığı sürece, sadece fiyat artışlarını değil, büyüme oranlarındaki yavaşlamayı ve istihdam piyasasındaki daralmayı da konuşmaya başlarız.

​Bu süreçte en kritik nokta, enerji ve gıda güvenliğinin bir "milli güvenlik" meselesi olarak ele alınması ve üreticinin maliyetlerinin sübvanse edilerek arz zincirinin kopmamasına odaklanılmasıdır.

Aksi takdirde, önümüzdeki aylar sadece daha pahalı değil, aynı zamanda tedarikin de güçleştiği zorlu bir dönem olabilir.

Esen kalın…