Parti fanatizmi

Türkiye'nin bugün için her alanda bir başarısı söz konusuysa, hangi ideolojiye ya da siyasi yapıya hatta dünya görüşüne ve inanca sahip olursak olalım, bu başarıyı ortaya koyanları hiç sevmesek bile, yine bu ülkenin bir ferdi olarak...

Abone Ol

Türkiye’nin bugün için her alanda bir başarısı söz konusuysa, hangi ideolojiye ya da siyasi yapıya hatta dünya görüşüne ve inanca sahip olursak olalım, bu başarıyı ortaya koyanları hiç sevmesek bile, yine bu ülkenin bir ferdi olarak hatta bu başarıdan az ya da çok pay alan birisi olarak, bu başarıyı küçümsemeden taktir etmemiz ve başarıyı ortaya koyanlara da en azından teşekkür etme gerçekçiliğini göstermeliyiz.
Uzun değil, bundan yirmi otuz yıl öncesinin Türkiye’sini bir düşünün.
Yirmi otuz hatta elli yıl öncesini günümüz gençliği hatırlayamasa da, biraz kitap karıştırsınlar internetten istatiklere baksınlar neyin ne olduğunu görüp öğrenirler.
Resmi tarihin hikayelerini bir kenara bırakıp gerçekleri öğrenmenin zorluğu ortada.
Yazılanların ve bize aktarılanların ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış ve yalan olduğunu anlayabilmek için, dokümanların analizini doğru yapıp, gerçeğe en yakın sentezi yapabilmek, belli bir beceriyi ve bilgi birikimini gerektirse de, yine de geçmişin hamasetle dolu masalları ve hikayelerinin inandırıcı olmadığını her aklı başında olan rahatlıkla anlayabilir!
Geçmişe şöyle bir yelken açıp, kısa bir turlama yaparsak, Türkiye her alanda ideolojik bir kutuplaşma içine girilmiş, üniversiteler ideoloji üreterek militan yetiştiren bir yapıya dönüşmüş, işçi sendikalarının ideolojik yapılanmaları ve buna dayalı sendika liderlerinin bağnazlıkları nedeniyle, dünyada ve Türkiye’de bir sürü olumsuzluklar yaşanmıştı.
Özellikle bu tür eylemlerin önünü alamayan ya da bu tür yapıların tutsağı haline gelen iktidarlar popülizme kaçarak, işçi kesimine hak ettiklerinin de üzerinde imkanlar sunarak, ülkenin krizden krize sürüklenmesine neden olmuşlardı.
Türkiye’de 1965 yıllarında başlayan 1970- 1980 döneminde tavan yapan “ SOL- SAĞ” kutuplaşması yüzünden gençliğin bir bölümü hayatını kaybederken bir bölümü de cezaevlerinde işkenceler görerek hayatları karartıldı.
Çok daha önemlisi, bu süreç öylesine bir kaos ortamıydı ki, üniversitelerde eğitim yerine ideolojik yapılanmalar öne çıkmış, solcuların elindeki okullardan solcu öğrenciler, sağcıların elindeki okullardan da sağcı öğrenciler doğru dürüst öğrenim görmeden diploma aldılar.
Bugün sağlıkta, inşaat sektöründe ve tüm diğer alanlarda yer alan bu tür diplomalı cahiller ve ideolojik saplantı içinde olan beyinler yüzünden, toplum olarak, bir sürü konuda büyük mağduriyetler yaşıyoruz.
-DEVAMI YARIN-