Son yüzyılda yerleşim yerlerinde görülen en büyük deprem ülkemizde oldu. 24 saatten daha kısa bir zaman diliminde içinde 7,7 ve 7,4 büyüklüğünde iki depremi yaşadık. İnsanoğlunu en çok etkileyen doğal afetlerin başında gelen depremler, ama özellikle büyük depremler toplumların hafızalarında önemli izler bırakırlar. Yaşadığımız Anadolu topraklarında da sayısı binlerle ifade edilen depremler olmuştur. Osmanlı Devleti döneminde de toplumu derinden etkileyen depremler meydana gelmiştir.
1509 İstanbul (Konstantiniyye) depremini Osmanlı tarihçileri, “kıyamet-i suğra” (küçük kıyamet) olarak nitelendirmişlerdir. Tarihçi Hammer, büyük hasarlara neden olan depremin artçı sarsıntılarının İstanbul ve civarında 45 gün sürdüğünü belirtmektedir. Ölü sayısı bazı kayıtlara göre 5000, bazı kaynaklara göre ise 15.000 olarak yazılmaktadır. O dönemdeki şehrin nüfusu (160 bin civarı) düşünülecek olursa şehir halkının yaklaşık %10'u deprem sonucunda ölmüştür.
1509 İstanbul depremi, “1000 yılından sonraki dönemde Doğu Akdeniz’de meydana gelen en büyük deprem” olarak nitelendirilmiştir. Bolu’dan Edirne’ye kadar kendini hissettiren sarsıntıda, 109 cami tamamen yıkılırken ayakta kalanların da tümünün minaresi tahrip olmuş, 1070 ev yıkılmış, surlar, burçlar zarar görmüştür. Ayasofya Camii’nin fetihten sonra yapılan minaresi yıkılmıştır. Bu küçük kıyametin, depremin izlerini silebilmek için Divan-ı Hümayun her evden 22 akçe ek vergi toplanmasına karar vermiştir. Padişah II. Bayezid, Topkapı Sarayı’nda yatak odası yıkıldığı için uzun süre saray dışında uyumuş ve bir süre sonra Edirne’ye taşınmıştır.
1674 yılında Bursa, 1688 İzmir, 1719 tarihindeki İstanbul depremleri şiddet açısından yüksek olan depremlerdir. 1754 yılında meydana gelen İzmit depreminden sonra, dönemin padişahı I. Mahmut İstanbul’u terk etmiştir.
1766 yılı İstanbul depremi, gerek büyüklüğü gerekse yıkıcılık vasfı bakımından 1509 depremine çok benzemektedir. Dört bine yakın insanın öldüğü ve çok sayıda insanın da yaralandığı ifade edilmektedir. Bazı Ermeni kaynaklarında ise, böylesine büyük bir depremin az sayıdaki bir kayıpla atlatılması, depremin oluş saatinin sabaha rastlaması, Kurban Bayramına tesadüf etmesi dolayısıyla insanların ayakta veya çoğunun dışarıda olması gibi sebeplere bağlanmaktadır. Deprem sonrası insanlar uzun süre sokakta, müsait olmayan şartlarda barınmak zorunda kalmışlardır. Şehirdeki gıda depolarının ve hanların yıkılması veya harap olması sonucu yiyecek sıkıntısı doğmuş, içme suyu şebekesinin zarar görmesi halkın temiz su bulmasını zorlaştırmıştır. Dönemin padişahı III. Mustafa, birkaç gün boyunca çadırda kaldıktan sonra Edirne'ye gitmiştir.
1794 yılında Çorum, Amasya, 1881 Sakız ve Çeşme, 1893 yılında Malatya depremleri meydana gelmiştir. Bu depremler büyük zararlara yol açmış, ülkenin toplumsal ve ekonomik tarihini derinden etkilemiştir. 1893 depremi Malatya, Adıyaman, Sivas, Keban, Halep’e kadar uzanan çok geniş bir sahayı etkilemiştir. Osmanlı Devleti, depremzedelerin acil ihtiyaçlarını gidermek için çeşitli yollardan girişimlerde bulunarak, kampanyalar düzenleyerek hem birliği sağlamaya hem de ihtiyaçları gidermeye çalışmıştır.
Osmanlı Devleti’nde İstanbul’u etkileyen son büyük deprem 10 Temmuz 1894’te meydana gelmiştir. “Büyük Hareket-i Arz”, “Zelzele-i Azîme” ya da “Zelzele-i Müdhişe” olarak bahsedilen bu deprem, çok geniş sahada hissedilmiştir. Özellikle İstanbul ve çevresinde ağır hasara sebep olmuştur. Padişah II. Abdülhamid’in Kızı Ayşe Osmanoğlu, yaşadığı o korkunç günleri şöyle özetlemektedir: ”Bu felaketli yer sarsıntısı olduğu zaman ben altı-yedi yaşındaydım, öğle zamanıydı… Sarsıntı başlayınca bütün kalfalar hep birden “Allah, Allah!” diye bağırmaya başladılar. Ben de oturduğum iskemleden kayıp düşmüştüm… Babam derhal bahçeye çıkıp her tarafa yaverlerini göndermişti. Zayiat var mı diye tahkikat yaptırıyordu. Büyük Çarşı’nın yıkıldığını, epeyce zayiat olduğunu öğrenince yaralıların tedavisi, kimsesizlerin aç kalmaması için fırınlardan ekmek dağıtılması, muhtaçlara yardım edilmesi ve çadırlar kurulması için emirler verdi. Saray fırınlarının da ahaliye ekmek dağıtmak üzere çalışmasını emretti… “
İstanbul halkını çok korkutan ve şehirde ciddi hasarlara sebep olan 1894 depremi hakkında en ayrıntılı bilgi, resmî belgelerde ve dönemin gazetelerinde bulunmaktadır. Ayrıca farklı olarak, bu olay hakkında resmî bir teknik heyet, D. Eginitis konu ile ilgili rapor hazırlamış ve padişaha sunmuştur. Halkın enkaz altından yaralı kurtarma ve müdahale etme konularında bilgisiz ve yetersiz kaldığının anlaşılması üzerine, alınacak tedbirler ve yardım konularıyla ilgili temel bilgilerin öğretilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
1894 İstanbul depreminin somut ve en kalıcı sonucu rasathanenin deprem şubesinin kurulmasıdır. Rasathane-i Amire 1911 yılında Kandilli’ye taşınmıştır.
1894 depreminden sonra 1912’de Şarköy-Mürefte’de meydana gelen büyük deprem, oldukça geniş bir sahada etkili olmasına rağmen İstanbul’da insan kaybına yol açmamıştır.