Salı günkü “You Are Taking Alanya To Disaster” başlıklı yazımda; “betonkolizm hastalığının durdurulamaz hale gelmesinden; sağlam binaların, sahte çürük raporlarıyla yıkıldığından, ilgili ilgisiz pek çok kişinin emlakçılığa ve yükleniciliğe soyunduğundan…” söz etmiştim.
Bu yazımla ilgili olarak; dilek ve düşüncelerini, hayata geçirebilecek yüreklilikte ve düzeyde olmasa bile, olumlu sayılabilecek tepkiler aldım.
Ancak itiraf etmeliyim ki bu destekler; gözü ranttan başka bir şey görmeyen bu kent insanının; “vermiş olmak için” verdiği, sıradan bir desteklerdi.
* * *
Kabullenemediğim bir şeyler var bu kentte...
Bu denize, bu kumsala ve de bu bitki örtüsüne, Alanyalı (ya da karnını Alanya’da doyuran) sahip çıkmayacak da kim sahip çıkacak?
Güneşin dışında her şey limitte...
Deniz kirliliği limitte... Kumsal yağması limitte... Betonlaşma limitte... Yeşil alan talanı limitte... Görüntü ve ses kirliliği limitte... Niteliksiz, hatta potansiyel suçlu insan göçü limitte...
Bütün bunlara, bu kenti yönetenler ve de bu kentin insanları dur demeyecek de kim dur diyecek?
Sürdürülebilir turizmin koşullarını, artık ayakkabı boyacısı, simitçi, çaycı bile öğrendi.
Günlük ve kişisel çıkarları gereği turizmi sekteye uğratanlara, karnını turizm sayesinde doyuranlar dur demeyecek de kim dur diyecek?
Nerede bu duyarlılıktaki ve bu yüreklilikteki insanlar?
İnsanlarımız ne zaman vıttırı vızık işleri bırakıp da, kendisinin, çocuğunun, torunlarının geleceğini düşünmeye başlayacak?
Ne zaman adam gibi siyaset yapmasını öğrenecek?
Ne zaman denizine, kumuna, sahiline, toprağına, yeşiline sahip çıkacak?
Aldığım duyumlara göre, Salı günkü yazımı ağır bulanlar, o yazımdan alınanlar olmuş.
Neden?...
Yanlış ne yazmış, ne söylemişim?...
Neden alınmış ki hazretler?!...
“Bu kentin en büyük ve en öncel sorunu trafik.
Ne yapar, ne eylersek; önce trafiği, önce araç parkını düşünerek yapmak zorundayız…” demişim.
Yanlış mı?
Bu kentin en büyük sorunu trafik değil mi?
Ama ne yazık ki, bu sorunu hep göz ardı ediyoruz.
Örnek mi?
Benim oturduğum Bulut Sokak.
Bu sokaktaki iki otel, üç apartman“çürük raporuyla” yıkılıyor. Daha doğrusu yıkılmaya çalışılıyor. Ama kolay olmuyor.
Yıkım, toz toprak günlerdir sürüyor.
Çünkü kılıfına uydurularak çürük raporu alınan bu yapılar, aslında son derece sağlam binalar. Yıkılmıyor, yıkılamıyor.
!!??
Ama ben işin orasında da değilim.
Beni bu otellerin yerine yapılacak apartmanlar ilgilendiriyor.
Apartmanların yapılacağı Bulut Sokağın eni belli, boyu belli. Bu sokağın sağına soluna yapılacak apartmanların her biri en az otuzar kırkar daire olacak.
Her bir dairenin en az iki otomobili olacak; nereye, nasıl park edecek bunca oto? Düşünmek bile istemiyorum.
Ve alt yapı…
On iki ay süreyle, bu apartmanlarda oturacak, bunca insanın gereksinimleri, bu alt yapıyla nasıl sağlanacak?
Her sokağın, her caddenin kaldırabileceği bir kapasite var. Neden göz ardı ediyoruz bu gerçeği?
Kentsel dönüşüm, (ona da pek emin değilim amma) sağlam konutların yapılmasına vesile olacak. (İnşallah)
Ama aynı yüzölçümünde, bir öncekine göre en az üç ila dört kat fazlası insanı, bu daracık sokaklar nasıl barındıracak.
Nasıl dönecek bu çark?
Mevcut alt yapı bunca insanı kaldıracak mı?
Bütün bunlar konuşulsun, tartışılsın istiyorum.
Üzerimizdeki ölü toprağını silkip, atıp, bu konuları tartışalım istiyorum.
Bunun için yazıyorum.
Ama konuşulmuyor, tartışılmıyor.
Bunun için üslubum böyle.
Bu gidişat, iyi bir gidişat değil..
* * *
ALÇED, ALKOD veya bir başka çevre derneği... her neyse... Partilerimize, odalarımıza, derneklerimize ayırdığımız vaktin ve imkânın onda birini de ismi ve tüzüğü üzerinde mutabık kaldığımız o çevre derneğine ayıralım.
Duyarlı, yürekli, özverili, katılımcı, paylaşımcı, geniş bir kamuoyu oluşturalım.
Denizlerimizi fosseptik olarak kullanan siteler, tesisler, sözüm ona turizmciler, bu güçlü kamuoyu karşısında sinsinler, çekinsinler, korksunlar.
Kıyılarımız yağmalanmasın.
Yeşil alanlarımız talan olmasın.
Dağ taş beton olmasın.
Yollar, kaldırımlar araç trafiğiyle boğulmasın
Silkip atalım artık üzerinizdeki şu ölü toprağını.
Hesap soralım.
Çünkü Alanya elden çıkmak üzere...