Oğuz Korum hocamız haklı

Abone Ol

SİYASETİN o kendine has sert ve keskin üslubu, bazen bir futbol maçının yarattığı toplumsal dalgalanmayla birleşerek yıllardır halı altına süpürülen, sessizce geçiştirilen en köklü gerçekleri bir anda gün yüzüne çıkarabiliyor.

Zafer Partisi Alanya İlçe Başkanı Fikret Türkoğlu’nun, Antalyaspor-Alanyaspor rekabetinde Büyükşehir’in taraf tutan afişlerine yönelik haklı çıkışı, aslında bir spor tartışmasından ziyade Alanya’nın genlerine işlemiş olan o derin "ihmal edilmişlik" hissiyatının çok güçlü bir dışavurumudur.

Fikret Başkan’ın bu yerel serzenişi doğrudan Alanya’nın il olması gerekliliğine bağlaması, kelimenin tam anlamıyla topu doksana takmak, meseleyi gerçek muhatabına ve asıl çözüm merkezine taşımaktır. Zira bugün Alanya için vilayet statüsü istemek, sadece bir idari değişiklik talebi değil; tarihi, kültürel ve ekonomik bir hakkın iadesini içeren dev bir restorasyon projesidir.

​Şehrin adeta ayaklı kütüphanesi ve hafızası olan kıymetli dostum Oğuz Korum hocamızın bu konudaki tarihi tespitlerine itiraz etmek ne mümkün?

Bilakis, her bir satırının altına tereddütsüz imza atılır. Oğuz Hoca, meselenin köklerini Selçuklu Devleti’nin kışlık başkenti olan Alaaddin Keykubad’ın mirasına, Osmanlı İmparatorluğu’nun liva statüsüne kadar dayandırarak bizlere unuttuğumuz o merkezi gücü hatırlatıyor.

1870’lerde, bir gece vakti masa başında alınan kararlarla kâğıt üzerinde "ilçe" statüsüne indirgenen Alanya, o günden bu yana ruhundaki o "merkez şehir" olma arzusunu ve vakur duruşunu asla kaybetmedi.

Bugün devletine ödediği vergilerle öne çıkan, iki ayrı üniversitesiyle bilim üreten, tarımıyla Türkiye’yi besleyen ve Süper Lig’deki takımıyla ismini dünyaya altın harflerle yazdıran bir coğrafyanın, hala başka bir merkezin gölgesinde bir "taşra" muamelesi görmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

​Peki, "82 Alanya" gerçekleşirse ne olur? Bu sorunun cevabı aslında bir şehrin yeniden doğuşunda gizlidir. İl olan bir Alanya, Ankara ile doğrudan temas kuracak; bir yatırım ya da bir sorun için önce Antalya kapılarında bekleyip onay alıp sonra başkente gitme mecburiyetinden kurtulacaktır. Alanya kendi bütçesini kendisi yönetecek, genel bütçeden payını doğrudan alacak ve bürokrasi o hantal yapısından kurtulup yerel hızına kavuşacaktır.

Antalya ile Alanya arasındaki 135 kilometrelik mesafe, sadece bir yol değil, aynı zamanda hizmetin ulaşma süresi ve kalitesidir. Vilayet olan Alanya, Gazipaşa’dan Gündoğmuş’a kadar uzanan tüm hinterlandın parlayan yıldızı ve cazibe merkezi haline gelecektir.

Büyükşehir sisteminin kelepçesinden kurtulan Alanya’da, mahalleye dönüşen yerler yine köy statüsüne kavuşacak ve tarımsal üretim artacaktır. Yol, su ve altyapı hizmetleri artık Antalya’nın yoğun ve karmaşık gündeminde "sırasını bekleyen küçük bir madde" olmaktan çıkıp, Alanya’nın birincil önceliği haline gelecektir ve İl Özel İdaresi eliyle devletten daha çok hizmet alınacaktır.

​Ekonomik açıdan yaşanacak sıçrama ise bölgenin çehresini tamamen değiştirecektir. Turizmden tarıma, sanayi ve inşaat sektöründe dönen o devasa ekonominin vergi gelirleri doğrudan Alanya’nın yerel idaresinde kalacak ve şehrin kalkınmasına kanalize edilecektir. Siyasi temsilde de gerçek bir güç doğacaktır; TBMM’de sadece Alanya’nın sorunlarını göğüsleyen, sadece Alanya odaklı projeler üreten milletvekillerinin varlığı, Ankara koridorlarında Alanya’nın sesinin çok daha gür ve etkili çıkması demektir. Sonuç olarak, Alanya’nın il olması bir hakkın, asıl sahibi olan halka iadesidir. Antalya ve Mersin arasındaki o devasa boşlukta yatan bu cevherin adı Alanya’dır. Siyasetin ve sporun harmanlandığı bu gündem bize şunu hatırlattı ki; Alanya artık kabına sığmıyor. Ankara bu sesi duymalı, karar vericiler bu cevheri görmelidir.

Esen kalın…