Nermin Adalı’nın aramızdan ayrılışının ardından

Nermin Adalı (1928 - 2023) Hanımefendiyi tek bir makaleyle anlatabilmek, tek bir makaleye sığdırmak bir yazar için büyük bir cesaret işidir.

Hani bir söz vardır, “Anlatıl(a)maz, yaşanır…” diye.

Rahmetli de aynen öyle bir değerdi işte.

Öyle çok yönlü, öyle hanımefendi, öyle dost canlısı, öyle yardımsever bir insandı ki; onu bir makaleyle anlatabilmek gerçekten de zor zanaat.

Ancak ben bugün, o cesareti gösterecek, Rahmetli Nermin Adalı Hanımefendiyi anlatmaya çalışacağım sizlere.


*    *    *

Nermin Adalı gibiler pek yetişmiyor bu toplumda.

Çünkü yetişmelerine, kendilerini göstermelerine izin verilmiyor bu toplumda.

… …

O koşulları gereği ilkokul mezunu olarak kalmış amma pek çok üniversite mezununu cebinden çıkaracak kadar yürekli, birikimli, kültürlü bir yazar, güçlü bir kalemdi

Örnek bir eş, örnek bir anne idi…

Kırk beş yıl önce onu böyle tanıdım.

Bu süre içinde hiç bozulmadı, hiç değişmedi.

Suriye Şam doğumluydu.

Savcı kızıydı.

Gerek babasının gerekse Yüksek Orman Mühendisi olan eşi Şevki Adalı’nın görevleri gereği ülkemizin pek çok ilini dolaşmış, son durağı Alanya olmuştu.

“Her konuda son durağım…” derdi Alanya için.

Öyle de oldu.

… …

Dekoratif sanatçısıydı.

1979 -1980 yılları arasında yurtdışında 20 ay kalmış; Güzel Sanatlar Bölümünden mezun olmuştu.

Sakat, dilsiz, sağır ve görmeyenler okullarında ve Kadınlar Birliğindeki hemcinslerine fahri olarak dersler veriyordu.

Gazetemiz Yeni Alanya’nın da yazarlarındandı.

Yerine göre tam bir İstanbul Hanımefendisi, yerine göre hışmından korkulacak bir Efe’ydi.

Tepeden tırnağa üretici, tepeden tırnağa yetenekti.

Hani on parmağında on marifet derler ya; onun on parmağında on değil, her bir parmağında onlarca marifet vardı.

“Benim evime usta, işçi giremez; onların yapacağı her şeyi ben de yaparım…” der, eklerdi; “Varlığı da gördüm ben, yokluğu da… Varlık da çok şey öğretti bana, yokluk da…” derdi.

“…Abajur mu lazım, kendim yaparım. Boya badana işi mi var kendim boyarım. Kilim mi dokunacak, kendim dokurum. Duvara asılacak tablo mu gerekli, kendim yapar, kendim çizerim…

Yokluk bana çok şey öğretti Müdürüm…” der, yokluk yıllarını anlatırdı gözleri yaşararak.

… …

Gücü, kuvveti olduğu sürece yardım için, iyilik için koştu, koşuşturdu.

Gördüğünü unutmayan bir belleğe, beğendiğini anında taklit edebilen bir yeteneğe sahipti.

Bu yeteneğini de başkalarını yetiştirmek için kullanır; “…Öğrendiklerimizi, öğrenme gereksinimi olanlara aktarmak, onları yetiştirmek insanlık görevimizdir” der; bu konuda özverili çalışmalar yapardı.

En son İskele yolunda açtığı hediyelik eşya dükkanında kendisini ziyaret etmiş, uzun uzun sohbet etmiştik.

O görüşmemiz son görüşme oldu.

Alanya eski Alanya değildi artık.

Alanya hızla obezleşiyor, yaşam koşulları değişiyor, eski arkadaşlıklardan, dostluklardan eser kalmıyor ama o hiç değişmiyordu.

O’nun iyilik çalışmalarını, gıyabında hayranlıkla izliyordum.

Sonra?

Sonra ölüm haberini aldım.

Alanya dışındaydım, cenazesine katılamadım.

Alanya’ya gelir gelmez Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Ferit Kesen’i arayıp; “Rahmetlinin cenazesi, sanırım katılımcı rekoru kırmıştır” dedim.

Üzgündü Ferit.

“Öyle olmadı.” dedi ve ekledi; “Hepimizi üzen ve şaşırtan çok az sayıda katılımcı vardı.

“Nitekim, bu duruma canı sıkılan Oğuz Korum Hocam, cenaze namazından sonra söz alıp, kendisine yakışan bir konuşma yaptı ve yapılan bu vefasızlığı ağır bir dille kınadı…” dedi.

Üzülmüştüm.

Üzülmüştüm, çünkü bu vefasızlığı Alanyalılara yakıştıramamıştım.

Kızı Ayşe Hanımı aradım.

Başsağlığı dileyip, üzüntülerimi bildirdim.

Ayşe Hanım annesiyle olan ilişkisini ve vedalaşmasını anlattı.

“Can yoldaşımı, sesimi, soluğumu kaybettim” dedi, ağlayarak.

“Son nefesini vermeden önce ‘…Ayşe’m, ben çok yoruldum. Artık hazırım, öte dünyaya gitmeye. Bu süre içinde seni de çok yordum; sen de dinlen gayrı…’ deyip, son nefesini verdi…”

… …

Sustum kaldım.

Söyleyecek bir söz bulamadım.

Işıklar içinde uyu güzel insan.

Aranacak ve özleneceksin.


OK