Mevsimler şaştı, sofrayı kara kış vurdu

Abone Ol

ÇOCUKLUĞUMUZUN karlı masalları artık uzak bir hatıra oldu. Babalarımızın bahçelere giden yollarda açtığı kar tünelleri, bugün yerini endişeyle karışık bir özleme bıraktı. Mevsimler şaştı, kış kışlığını unuttu, yaz ise ne zaman gelip ne zaman gideceğini şaşırdı. Eskiden takvimlere sığdırdığımız o düzenli döngü bozuldu, doğanın ahengi adeta bir orkestra şefini kaybetmiş gibi. Artık ilkbaharı nisan, mayıs, haziran olarak yeniden tanımlamak gerekiyor. Çünkü Mart kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırmıyor, aksine Nisan ayında kar ve donla çiftçinin hayallerini kül ediyor. Geçtiğimiz hafta İç Anadolu'dan Ege'ye, Karadeniz'den Güneydoğu'ya kadar geniş bir coğrafya, zamansız bir soğukla sarsıldı. Elma, kayısı, erik, ceviz ağaçlarının umutla açan çiçekleri, dallarında buz tuttu. Bu, sadece ağaçların değil, toprağa emek veren binlerce çiftçinin de umutlarının donması demek. Bu yaz sofralarımızda buruk bir tat olacak. Çiftçinin yaşadığı bu felaket, meyve ve sebze fiyatlarının uçuşa geçmesine neden olacak. Zaten dar gelirle geçinmekte zorlanan vatandaşlarımız için bu durum, temel gıda maddelerine ulaşmanın daha da güçleşmesi anlamına geliyor. Lüks değil, temel ihtiyaçlar artık cep yakacak.

Sadece mevsimler değil, insanlar ve dünya da değişiyor. Güçlü güçsüzü eziyor. Büyük devletler küçükleri, acımasız iklim olayları ise doğayı. Alanya'mızda ve bölgemizde de zamansız çıkan fırtınalar, nice emekçi çiftçinin bir yıllık alın terini bir anda yok etti. Toprakla uğraşmak, dünyanın en keyifli olduğu kadar en zor ve en riskli işi. Doğanın insafına kalmak, her yıl yeniden yeşeren umutların bir anda solmasına tanık olmak demek. Türkiye'nin önemli bir bölümünde çiftçi, adeta bir yılını kaybetti. Bu sadece çiftçinin kaybı değil, hepimizin kaybı. Çünkü sofralarımızdaki bereketi sağlayan, o nasırlı ellerin emeğidir. Şimdi o eller çaresizce semaya bakıyor. Peki bu zorlu süreçte ne yapmalı? Bence satılan her türlü üründen alınan verginin bir kısmı, oluşturulacak bir fonda toplanmalı ve bu gibi doğal afetlerde doğrudan çiftçiye destek olarak verilmelidir. Devletin, eli nasırlı, toprağın kokusunu içine çeken o güzel insanlara sahip çıkma zamanıdır. Onları desteklemek, sadece bir vicdan borcu değil, aynı zamanda geleceğimizin de güvencesidir. Aksi takdirde, toprağın hüznü, sofralarımızın kara kışına dönüşecektir. Ve unutmayalım ki, toprağa küsen çiftçi, geleceğe de küser.

Esen kalın...