Mazlum iken zalim olabilmek!

DÜN gibi hatırlıyorum. 18 Nisan 1999 Yerel ve Genel Seçimleri'ne birkaç ay vardı. O zamanlar Alanya Televizyonu'nda (ATV) Haber Müdürü olarak çalışıyorum. Seçim arifesi olduğu için, bugün hala aktif siyaset yapanlar da dahil olmak...

DÜN gibi hatırlıyorum.
18 Nisan 1999 Yerel ve Genel Seçimleri’ne birkaç ay vardı.
O zamanlar Alanya Televizyonu’nda (ATV) Haber Müdürü olarak çalışıyorum. Seçim arifesi olduğu için, bugün hala aktif siyaset yapanlar da dahil olmak üzere hemen hemen her gün üç beş siyasetçi kapımızı çalıyor, en şık kostümleri ve en kendine güvenen halleriyle, haber bültenine çıkma yarışı yapıyordu.
Bir gün haber merkezinden içeri, 50-55 yaşlarında, kostümü pek diğer siyasetçiler gibi şık durmayan, hele özgüveni olmadığı her halinden anlaşılan, süklüm püklüm bir amca giriverdi.
Elinde, ilkokuldaki hayat bilgisi kitabından fırlamış köylü amcalar gibi; bir sepet yumurta, bir poşet meyve sebze, bir miktar da yoğurt ve peynir vardı.
Bir medya kuruluşuna geldiği için olanca mütevazılığını da beraberinde getirmişti.
Lafı fazla uzatmadı, hemen söze girdi:
“Alper kardeşim. Ben falanca köye muhtar adayı olmak istiyorum. Ama daha önce hiç siyasetle uğraşmadım, bu yüzden ağzım da laf yapmaz. Kendimi sana emanet ediyorum” deyip, elindeki bütün malzemeleri masamın üzerine yığıverdi.
Haber bülteninin başlamasına birkaç saat vardı ve biz haber merkezi olarak harıl harıl haberleri hazırlamakla meşguldük.
Şaşırıp kaldık.
“Hoş geldin amca” deyip söze girdim ve bugüne dek siyasete hiç bulaşmadığı halde neden şimdi durup dururken muhtarlığa soyunduğunu sordum.
Lafı biraz eveledi geveledi, sonra azıcık sıkıştırınca, gerçeği söyleyiverdi.
“Alper kardeşim, bizim köyün bir muhtarı var, bize artık illallah dedirtti. Misal köyümüze devletten bir kamyon yardım gelse, kamyondaki mal doğruca bunun ve yakınlarının evine indirilir. Yıllardır ekip biçtiğimiz yerler var, 2B kanunu çıksın da kullandığımız yerleri biz alalım diye mücadele ederiz ama kanun çıkar çıkmaz bunun ve yakınlarının ekip biçtiği yerler dışında hiç kimse hak iddia edemez. Daha sayayım mı kardeş. Bu yüzden köyün bir bölümü artık isyan etme noktasına geldi, benim muhtar adayı olmama karar verildi.”
Adam kapımıza kadar gelmiş, üstelik eli boş da gelmemiş. “Tanrı misafiri” deyip oturttuk bir koltuğa. Bilgisayar başındaki muhabir arkadaşlardan birine, “Aç bakalım bir metin belgesi, şunları şunları yaz” deyip, amcanın ihalesini üstleniverdim.
Haftada üç gün elinde poşetler dolusu meyve, sebze, et ve süt ürünü ile gelip gitti, bizim yazdığımız haberlerin de yardımıyla iki ayda “kral siyasetçi” zannedildi.
Sonra, 18 Nisan seçimleri yapıldı, bizim amca muhtar seçildi.
Sonra duyduk ki, eski muhtardan ne kadar şikayeti varsa, aynısını kendisi yapmaya başlamış.
Üstelik kendisini öne çıkarıp aday olmasını isteyenlere bile “zulmetmekten” geri durmamış.
Tabi, ilk seçimde, yani 2004’te “hop cumburlop” tekrar geldiği yere döndü.
Bu anımı şunun için anlattım.
Önümüzde, Alanya’daki üç siyasi partinin kongresi var.
Tarihleri kesin olmamakla birlikte, sanıyorum sırasıyla AK Parti, MHP ve CHP kongreye gidecek.
Üstelik daha seçim takvimi bile açıklanmamışken, her üç partide aday adayları şimdiden kendilerini belli etmeye başladı bile.
Hemen hemen hepsi de mevcut yönetimden, mevcut başkandan şikayetçi oldukları için adaylığa soyunduklarını sağda solda fısıldamaya çoktan başladı.
Bakalım, tarih tekerrürden ibaret olacak mı?
Bakalım hangi adaylar, 1999’da kendi köyünün “zalim” muhtarından şikayet ederken, seçildiği ilk ay “zalimlik” kostümünü çekinmeden üzerine giyen bizim muhtar amca gibi olacaklar.
Merak ve ilgiyle bekliyorum.


Haberi nasıl da atlamışım!

BAŞLIK sizi yanıltmasın, aslında haberi atlamadık, diğer basın kuruluşları ile aynı gün servise koyduk. Ama yoğun siyasi gündem arasında, haberi atlayan benim gözlerim olmuş, onu söylemek istiyorum.
Malumunuz, Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, Alanya Kalesi’nin yanı sıra dünyanın belki de tek Selçuklu Tersanesi’ni UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine sokmak için uzun süredir yoğun bir çaba sarf ediyor, bu yönüyle takdiri hak ediyor.
Hatta bu amaçla birkaç gün önce Tersane’de imal edilen ahşap bir gemiyi denize indirerek önemli bir hamle yaptı.
Fakat…
Dünyanın belki de tek Selçuklu Tersanesi olan 800 yıllık Alanya Tersanesi’nde Osmanlı teknesi imal edildi.
Gözümden kaçan, “Atladım” dediğim haber bu.
“Hoppala paşam, Malkara keşem, Selçuklu Tersanesi’nde neden Osmanlı teknesi imal ediliyor” diyenleri duyar gibiyim.
İnternete girip bu konuda yapılan haberlere göz attım ama detaylı bir açıklama olmadığını fark ettim.
Sonra, isimleri bende saklı bazı kişilerle yaptığım görüşme ve ufak çaplı araştırmam neticesinde şu ilginç bilgilere ulaştım.
Tersane, fiziki şartlardan dolayı bir parça yıpransa da taş ve kaya parçalarından imal edildiği için yıllarca yerinde durmuş, ancak Selçuklu dönemindeki tekne ve gemi çizimleri, aradan 800 sene geçtiği için haliyle muhafaza edilememiş veya muhafaza edilen varsa da ulaşılamamış.
Bütün bunlara tamam!
Ama bu konuda benim endişem şudur.
Birkaç yıl sonra, şu günlerde internete düşen “Selçuklu Tersanesi’ne Osmanlı teknesi” haberleri silinecek ama tekne yıllar boyu orada duracak.
Bu yüzden, diyorum ki…
Tersane’nin giriş bölümüne, “Burası Selçuklu Tersanesi ama elimizde resmi bir kayıt olmadığı için ne yazık ki burada Osmanlı teknesi yapmak zorunda kalınmıştır” gibi bir tabela ya da bilgilendirme notu konulsa, fena olmaz mı?
En azından gelecek nesiller bunun bir Selçuklu değil de bir Osmanlı teknesi olduğunu bilerek büyüse, daha şık durmaz mı?