ELBETTE
Lozan’da masadan biraz daha bir şeyler alarak kazançlı çıkabilirdik, ancak olmadı.
Lozan’a ağır eleştiri yöneltenler sanki verilmiş de bizimkiler almamış gibi bir hava yaratıyorlar.
Lozan’da istediğimizi alamayışımızın pek çok sebebi var.
Bir kere, bütün devletler aleyhimize tavır aldılar.
Öyle ki, galip devletler, yani İtilaf Devletleri'nin başkanı Lord Gürzon başta olmak üzere hepsi de başta Ortadoğu olmak üzere konularında uzmandı.
Ayrıca bunlar korkunç Türk ve Müslüman düşmanıydı.
Konferans öncesi azılı bir Türk ve Müslüman düşmanı olan İngiliz Başbakanı Churchill, “Anadolu, Türklere verilmeyecek kadar güzel bir ülkedir” diyecektir.
Aynı Churchill, Türkleri kast ederek “Bu adamlara petrolü verirsek günün birinde Kalküta’da karşımıza çıkarlar” demiştir.
Kalküta, Hindistan’ın liman kentidir.
Türk heyetinde yer alan İstanbul Hahambaşı Haim Naum Efendi’nin Lozan heyetine dahil edilmesi büyük bir hatadır.
Nitekim bu namussuz, Lozan’da pek çok hainlikler yapmış, Lozan sonrası öldürülme korkusu taşıdığı için İstanbul’a dönmeyip ihanetlerinin mükafatı olarak daha önemli bir görev olan Mısır Hahambaşılığı'na terfi etmiştir.
İsmet Paşa diplomat değil, askerdir.
Lozan görüşmeleri İngilizce yapıldı.
Oysa İsmet Paşa İngilizce değil, orta derecede Fransızca bilirdi.
Ayrıca kulaklarında bir miktar işitme kaybı da vardı.
Lozan’da ülkemizi temsil eden heyetin birtakım hataları söz konusudur.
Ayrıca bir iddiaya göre korkunç Türk düşmanı olan, dolayısı ile tarihte Türklere en büyük düşmanlığı yapan milletlerin en başında gelen İngilizlerin Ankara ile Lozan arasında yapılan şifreli telgrafların şifresini önceden çözerek ona göre isabetli adımlar attıkları kuvvetli bir iddiadır.
Zira İngilizler şifre kırma konusunda çok uzmandırlar.
Delegasyon başkanı İsmet Paşa'nın bir takım hataları söz konusudur.
Ancak burada amacımız bazı sorumsuzların yaptığı gibi İsmet Paşa’ya ithamlar yapmak değil, sadece durumu anlatmaktır.
Şunu özellikle de belirteyim ki, İsmet İnönü’nün Türkiye Cumhuriyeti'ni İkinci Dünya Savaşı'na sokmama gibi büyük bir hizmeti vardır.
O günkü devlet yöneticilerimizin hepsi de bu savaşa katılmama yönünde hemfikirlerdi.
Ancak burada aslan payı İsmet İnönü’ye aittir.
Savaşan her iki gurup devleti de ustaca oyalayarak zaman kazandı.
Şahsi kanaatime göre bizi bir şekilde İkinci Dünya Savaşı'na bulaştırarak Birinci Dünya Savaşı'nda yarım kalan işlerini tamamlayacaklardı.
Eğer bu savaşa katılmış olsaydık, bugün bu devlet olmazdı.
Tabi burada Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözü ve tavsiyesi çok önemlidir.
Anlamak istemeyenlere özellikle hatırlatırım.
Yukarıda anlattıklarımı dikkate alırsak, Lozan, bu ülkenin tapusudur.
Konuşurken veya söze başlarken dikkatli olmak zorundayız.
Zira bu insanlar Sevr’den asla vazgeçmiş değiller.
Onun için millet olarak bunu unutmamalıyız.
Dün Lozan’ın lehinde konuşacaksınız, 60 gün sonra tamamen farklı konuşacaksınız.
Böyle olmaz arkadaşlar.
O zaman sorarlar, "2004 yılından itibaren Lozan’a rağmen 5 tane Akdeniz’de, diğerleri Ege Denizi’nde olmak üzere toplam 17 adet ada ve 160 kayalığımızın Yunanistan tarafından gasp edilerek işgali karşısında ne yaptınız?" diye.
Bu adalar burnumuzun hemen dibinde, bırakın bağırmayı veya konuşmayı, kıyılarımızdan fısıltı yapsanız o adalardan duyarsınız.
Vatan toprağı olduğu Lozan’da dünyanın kabul ettiği Süleyman Şah Türbesi’nin terör örgütü PYD’nin bir nevi koruyuculuğunda gece vakti kaçırılırcasına taşınmasına ne demeli?
Devletimiz kurulalı beri ilk defa toprak kaybettik.
Süleyman Şah konusunda vatandaşlarımız bilgi sahibi ama Yunanistan’ın işgal ettiği adalarımız ve kayalıklarımız konusunda malum medya sayesinde vatandaşlarımız haberdar değil.
Ne kadar acıdır ki dostlar, bırakın normal vatandaşı, koca koca üniversite mezunu unvanlara sahip insanların bir kısmı, "milli utanç" demek dahi az gelen bu konuda maalesef bilgi sahibi dahi değiller.
Tarihi konularda tarihçilerin görüşlerine başvurmak çok önemlidir.
Elbette Lozan, Sevr ile kıyaslanırsa büyük bir zaferdir ama biraz daha kazanımlarımız olmalıydı.
Bunu özellikle iç politika konusunda kullanmak doğru değildir.
Yukarıda belirttiğim gibi, bu ülkeye dost görünen düşmanlar en başta olmak üzere hepsi de Sevr peşindedirler, dahası asla Sevr’den vazgeçmiş değillerdir.
Onun için dikkatli olmak zorundayız.
-BİTTİ-