Laiklik ve siyaset

Abone Ol

Farlı fikir ve düşünce akımları renk tonları ağırlığında siyaseti kontrol eder, siyasetçiye haz verir. Doğal dengeler zıtların esnekliğinde kurulur. Yanlışın görülmediği yerde doğruya ulaşmak zorlaşır. Çoklukta birlik bunun için önemlidir. Güçlü muhalefet iktidarı uyanık tutar. İktidarlar reaksiyon gösterse de gündem tespitinde tenkit ve eleştiriye ihtiyacı vardır. Yandaşlık tatlı bir bataklıktır. Bilimsel siyaset tenkit, eleştiri ve yorumlardan hoşnutluk duyar. Demokrasilerde tartışma, atışma, iletişim, istişare, muhaberat çok değerlidir. Her şeye rağmen politikanın dışında tutulması gereken bazı erdemle vardır. Laiklik, söz konusu kutsiyetlere politikanın müdahalesini önler. Politik particilik tehlikeli bölücülüktür.

Din, bir yönetim şekli önermemektedir. Hangi yönetim olursa olsun, iyi insanlar yönetirse iyi yönetilir. Laiklik, dini bir kavram değildir. Bilakis politikanın zulmünden dini ve dindarı koruyan güçlü bir kalkandır. “İslam’da saltanat yoktur,” denmektedir. Ulul Emre itaat, devlete saygı söz konusudur. İslam dini açısından Sıffın Savaşı sonrası siyasi gelişmeler İslam idaresini yıkmış, aşiret, kabile, krallık gibi devletçikleri oligarşi, monarşi tipi yönetime sürüklemiştir. İslam ülkelerinin Haçlı işgalini Kosova’da Murat Hüdavendigar önlemiştir. Türk varlığı nedeniyle karadan İslam ülkelerine giremeyen kiliseler, “Laiklik, Cumhuriyet, Atatürk karşıtlığı” üzerinden kültür emperyalizmi ile Müslümanlığı tarikat, cemaat kurumlarıyla ayrıştırmayı başarmış, silah verip çatıştırmaktadır.

Güncelde Orta Çağın karanlık dehlizlerinde, “mezhep ve din savaşlarıyla” birbirini kırıp geçiren Hristiyan dünyası Büyük Ortadoğu Projesiyle Müslüman ülkelere yön vermekte, yer altı servetlerine el koymaktadır. Türk milletini, kültürünü ve davasını iyi bilen Batılılar, Türksüz bir İslam, Türksüz bir Türkiye, çok dilli bir devlet, federe mandacı idareler için düğmeyi basılı tutmaktadır. Savaş Irak’tan Arap Baharına, Libya, Mısır üzerinden Suriye’ye sıçratılmış, güncelde İran, Lübnan saldırılarıyla devam etmektedir. Siyasal İslam kitlesinin cumhuriyete tavrını anlamak mümkün değildir. Ümmetçilikle övünen bazı din bezirganları İran karşıtlığı ile Siyonizm yanında saf tutmakta, bunu da cihat saymaktadırlar.

İslam tarihinde “Müslümanları yönetene ‘Halife’ denir” diye bir tanım yoktur. Hristiyan ülkelerinde de Müslümanlar vardır. Bunlar da laik yönetimden istifade etmektedirler. Halife, devlet yöneticisi değil, halef olan, yerine geçen demektir. İlk Müslüman Türk Devletleri Karamanlı, Selçuklu ve Osmanlının ilk yıllarında halife ile yönetilmiyordu.

İslam, her şeyden önce “güzel ahlak” diye tanımlanmaktadır. Dinler tarihi bir bütündür. İslam yönetiminde “adalet ve ahlak” vurgusu esastır. Laiklik İslam’da ilk defa (Hz.) Muhammed’in Medine Vesikasında görülmektedir. “Müslümanları halife yönetir” diye ilahî emir tarifi yoktur. Ulul Emr’e itaati esastır. Abbasiler döneminde Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey adına hutbe okutturularak icra halifeden ayrıştırılmış, din İşleri halifede kalmıştır. Hz. Ali’nin “Devletin dini adalettir” sözü her şeye açıklık getirmektedir.

İsrail’in İran’a saldırısıyla durum daha net anlaşılmıştır. ⁿTürk soylu ümmetin umut ettiği İslam Birliği mümkün değildir. Laiklik karşıtı mücadele bindiği dalı kesmektir. Türk siyaset kültürüyle sorgulandığında halife çaresizdir. Yabancı misyonerler, Müslümanlık politikasıyla, Siyonizm’e hizmet etmiş, Osmanlı’yı farklılaştırıp yıkıma sürüklemiştir. Cumhuriyet bütünleştiren bağımsızlığın, Laiklik de inançların sigortası yapılmıştır.