Kutuplaşma ve çatışma ortamı

İnsan olarak, ilişkilerimizde ne kadar yapıcı olup olmadığımızı hep birlikte sorgulamamızda yarar var. Atalarımız, 'Hayvanlar koklaşarak, insanlar konuşarak anlaşır” derken anlaşmanın yolunu göstermişler. İstisnasız hepimiz, doğru...

Abone Ol

İnsan olarak, ilişkilerimizde ne kadar yapıcı olup olmadığımızı hep birlikte sorgulamamızda yarar var.Atalarımız, “Hayvanlar koklaşarak, insanlar konuşarak anlaşır” derken anlaşmanın yolunu göstermişler.İstisnasız hepimiz, doğru yanlış, bir inanca ve de dünya görüşüne sahibizdir.İnandığımız şeyler zamanla ezbere sonra da alışkanlığa dönüşür.Alışkanlığın ise, anahtarı kaybolmuş bir kelepçe olduğu söylenir.Tüm bu alışkanlıklarımızın, ezberlerimizin hatta inanç ve dünya görüşlerimizin önemli bir bölümü, çocukluğumuzla gençliğimizde, bir biçimde, birilerinden öğrendiğimiz şeylerdir.Alışkanlığa ve de ezbere dönüşen tüm bu düşünsel açılımların ne anlama geldiğini ise, belli bir olgunluk çağına geldiğimizde anlayabiliyoruz.O da, inandığımız şeyleri sorgulayabildiğimiz ölçüde mümkün!Bunun yolu da, bir düşünürün önerdiği gibi: “Bir düşünceye takılıp kalma. Gerçeği bir düşünce aydınlatamaz” anlayışından yola çıkarak, sürü içgüdüsünden kurtulup, farklı düşünceleri öğrenerek, kendimize özgü bir düşünceye sahip olabilmekle mümkün.Toplum olarak, şu ya da bu kimlik altında bir araya gelip kutuplaşma ve çatışmakla meşgulüz.“Bir birlikteliği oluşturup, güçlendirmenin en kolay yolu, ortak bir düşman bulmaktır.” Grup olmak güç verdiği için hepimiz, aidiyet duygusuyla bir yapıya şu ya da bu biçimde yamanıyoruz.Çağdaş insan, farklı düşünsel yaklaşımlardan ve inançlardan rahatsızlık duymaz, onlara belli bir empati ile yaklaşıp anlamaya çalışır.Farklı düşüncelere ve inançlara düşmanca yaklaşarak onlara saldırmak, hakaret etmek, bir bakıma, çatışma ortamının yaratılmasının ilk adımıdır.“Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkartabildiğine göre, ne kadar zıt fikirlere sahip olursak olalım, birbirimize hakaret etmekten, suçlamaktan uzak durmamız, bir birimizi anlamaya çalışarak, belli bir hoşgörü içinde, tez ve antitezlerimizi belli bir dayatma içine girmeden ortaya koyarak, belli bir senteze gitmenin özel çabası içinde olmamız gerekir.Bilge ve olgun bir insan, sesini yükseltmez, tehditkar olmaz, hakaret etmeden bilgisini ortaya koymaya çalışır.Bir düşünün, 1980 öncesinde, bir birini yok etmeye çalışan Devrimci ve Ülkücü kadrolar bugün, medeni bir biçimde, bir araya gelip, geçmişe dönük özeleştirilerini yapabiliyorlar.Bu özeleştirilerini o tarihlerde de yapabilmiş olsalardı, on binlerce gencin kan ve gözyaşından ve çektikleri işkencelerden bugün söz edebilir miydik?Toplum olarak, yarınlarımızı düşünüyorsak, dünlerden ders alıp, bugünkü tavırlarımıza ve çıkışlarımıza dönük özeleştirilerimizi yapmamızda yarar var.