Demokrasi bir fenomen mi?Kimine göre değil.Kısaca, demokrasinin halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına geldiği söylenip durulur.Kimine göre de, demokrasinin tam olarak ne olduğunun da pek belli olmadığı dinlendirilmekte.Herkesin kendisine göre yorumlayıp uyguladığı bir yönetim şekli olduğunu söylemek de mümkün.Amma tüm bunlara rağmen, herkesin hemfikir olduğu tek konu, demokrasinin en kötüsünün, diğer rejimlerin en iyisinden çok daha iyi olduğu. Cumhuriyetle demokrasiyi birbirine alternatif gibi görenler ve gösterenler olduğu gibi, bu iki yapının birbirini tamamladığına inananlar da var.Buna açıklık getirme adına, bir alıntıyı olduğu gibi siz değerli okurlarıma aktarmakla yetineceğim:"Cumhuriyet bir rejim, demokrasi ise cumhuriyetin uygulanış şekillerinden biridir. Demokratik cumhuriyetin yanında dini cumhuriyet, oligarşik cumhuriyet ve sosyalist cumhuriyet biçimleri vardır. Demokratik cumhuriyetlerde, meclisi ve ülkenin başkanını belli aralıklarla halkın seçmesi temeldir. Bu sistem genellikle Kara Avrupa’sında kabul görmüşken örneğin İngiltere’de ülkenin başında görünüşte halkın seçmediği bir kral ya da kraliçe bulunmasına rağmen yönetim halkın elindedir. (Oligarşik cumhuriyet).Bir cumhuriyetin tam demokratik cumhuriyet olabilmesi için, gönüllü birlikteliklerle bir arada bulunan o ülke halklarının tüm kesimlerinin, çoğulcu özgür iradeleri ile katılımcı olarak yönetim ve denetim süreçlerine doğrudan katıldığı, demokrasiyi tüm sivil kurum, kuruluş ve kadroları ile var ettiği ve çok kimlikli, değişik inançlı ve çeşitli kültürlerin bir mozaik oluşturacak şekilde bir arada yaşamasına olanak veren bir devlet yapılanmasının gerçekleştirilmesi gerekir."Bu tanımlamadan sonra, demokrasi kesin çizgileri ve de olmazsa olmazları olan bir rejim mi? Salt bir kültür ve de yaşam biçimi mi?Tüm bu sorulara tek bir yanıt vermek mümkün olmadığı için, demokrasiyi fenomen olarak kabul edenler de var.Olaya böyle baktığımızda çok farklı bir değerlendirmede bulunmak da mümkün. Demokrasi salt seçim olarak değerlendirildiğinde ise.Demokrasinin vazgeçilmezlerinden laiklik ortadan kalkıyorsa.Dogmatizme dayalı eğitim baş tacı ediliyorsa.Çağdışı kıyafetler, özgürlüklerin de ötesine taşınıp, ideolojik simge haline getirilerek ülke genelinde kara çarşaf bile modaya dönüşüp, devletin tüm kurum ve kuruluşlarında bu ucube kıyafetin giyilmesine ses çıkartma bir yana, teşvik edilme noktasına geliniyor ve bu kıyafetin üzerine yani kara çarşafa, kendisini en ilerici ve devrimci olarak görenler parti rozetlerini takabiliyorsa.Demokrasi istismar edilip, ülke şu ya da bu yapılanmanın vesayeti altına girebiliyorsa.Yargıçların keyfiliği söz konusuysa.İnsanlar en ağır suçlarla suçlanıp yargılanıp mahkum edilip sonra da, yargıçlar değiştirilip aynı insanlara beraat kararı verilebiliyorsa.Yani, hukukun üstünlüğünü uygulayan yargıçlar yerine, üstünlerin hukukunu savunacak yargıçlar işbaşına getirilebiliyorsa.Din adamları ayrıcalıklı bir konuma geliyorsa.Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi üç, beş bakanlığın bütçesini bile solladığı halde, hala ülkede laiklikten söz edilebiliyorsa.Demokrasi gerçeği göz ardı edildiğinde, bambaşka bir vesayetin ya da monarşik bir yapının ortaya çıkması olasılığından söz edilebiliyorsa.Böyle bir kaygıya kapılan demokratların, özellikle de laiklerle liberallerin “Halka rağmen halk için” çizgisindeki bir yapılanmaya sıcak bakabileceklerini de dikkate almak, hatta onların bu kaygılarına saygı bile duymak gerekebilir!Böylesine bir ironi, “Aşağı tükür sakal, yukarı tükür bıyık.” Ya da, “Kırk katır mı, kırk satır mı?” açmazına benziyor!