İNSANIN
oluşumundan bu yana, bu dünyaya milyarlarca insan, kimi kısa, kimi de belli bir süre kalmak üzere gelip gitmişler.
Biz de, geldik gidiyoruz.
Bundan sonra da, milyarlarca insan gelip gidecek.
Dünyaya kazık çakan yok.
İnsan, bir ömür denilen şeyin ne kadar kısa olduğunu, ancak belli bir yaşa gelip son durağa yaklaştığında anlıyor.
Her canlının bir popülasyonu var.
Doğa, dengesini bu şekilde sürdürüyor.
Bu dengenin de, acımasızlık üzerine kurulu olduğu bir gerçek.
İnsanoğlu, doğanın bu doğal dengesini bozmakla meşgul.
Tıptaki ilerleme sayesinde,insan ömrü oldukça uzadı.
Bundan 40-50 yıl önce Türkiye’de ölüm yaşı ortalaması, 45-50 düzeyindeyken, bugün 75’lere, yani bizim yaşımıza ulaştı.
Bu istatistikten baktığımızda, maalesef biz de, yakında gidicilerdeniz demektir.
İnsanoğlu, doğayla olan mücadelesinde, gelişen teknoloji sayesinde, çok ciddi mesafeler kat ederek, büyük ölçüde ölümden kurtulurken, silah sanayisindeki gelişmeyle birlikte, savaşlar ve terör eylemleri, trafik kazaları ile nüfus planlaması dengeleniyor gibi!
Trafik kazalarında ölenlerin sayısı özellikle ülkemizde tavan yapmış durumda.
Terörü, kan davalarını, anlamsız cinayetleri de hesaba katarsak, ülkemizde ve diğer geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerdeki nüfus artışının önüne bu şekilde geçildiği kanısındayım!
Annemi babamı, benim çok önem verdiğim babaannemi ve dedemi, kayınvalidemi, kayınpederimi, amcalarımı, dayımı yakın akrabalarımı, arkadaşlarımı bir bir kaybettim.
Dedemin babasının isminin Hüseyin olduğunu biliyorum ama kendisini tanıma fırsatım olmadı.
Sanırım torunlarımın çocuklarının da beni tanıması mümkün olmayacak.
Geçmişe şöyle bir bakıyorum da, masal gibi.
Hatırladığım çoğu şeyin, gerçek mi hayal mi olduğunu bile, zaman zaman sorgular oldum.
Kaybettiklerimi düşündükçe üzülüyorum ama ne gelir elden?
Biz nasıl en yakınlarımızı bile unutuyorsak, biz de unutulacağız.
Doğada kendisini önemseyen tek varlık insanoğlu.
Hayatın ve evrenin gerçeklerine şöyle bir alıcı gözüyle baktığımızda, hiç de önemsenecek ya da önemsenen bir varlık olmadığımız ortada.
İnsan nasıl kendisini beğenmezse çatlarsa, insanoğlu da, kendisini evrenin merkezine yerleştirme bencilliğine yelken açarak avunuyor.
Yaradan’ın yarattığı gerçek kitapları, yani yaradılışın gizemlerini, tüm canlı ve cansız varlıkları, bilimsel temeller üzerinden araştırıp derinliğine incelediğimizde, hurafelere, masallara, hikayelere ve bir sürü doğmalara dayalı öğretilerden arındığımız zaman, insanoğlunun ne denli büyük bir yanılgı içinde boşa kürek çekmekle meşgul olduğunu anlamak mümkün olacağı kanısındayım!