Geçtiğimiz günlerde yolum Oba’daki Ahmet Önal’ın işlettiği çay bahçesine düştü. Ama çoğu kişi onu adıyla değil, tek bir unvanla tanıyor: Karlamacı Ahmet.
Fotoğraflara bakınca ilk dikkat çeken şey gösteriş değil. Büyük tabelalar, lüks dekorlar, abartılı sunumlar yok. Ama başka bir şey var: samimiyet.
Ağaçların altına kurulmuş masalar… Akşam olunca yanan renkli ışıklar… Bir yanda çay bahçesi, diğer yanda yıllardır unutulmaya yüz tutmuş bir lezzetin peşinden giden küçük bir karlama tezgâhı…
Tezgâhın üzerinde yazan cümle aslında her şeyi anlatıyor:
“Haydi ağzımızın tadını bulalım.”
Ne güzel söz…
Çünkü bazı tatlar sadece damakta kalmıyor. Çocukluğu hatırlatıyor. Yaz akşamlarını hatırlatıyor. Mahalle kültürünü hatırlatıyor.
Bugün büyük zincirler, dev menüler, onlarca çeşit içecek arasında insanlar hâlâ bir bardak doğal şerbetin peşine düşüyorsa bunun sebebi sadece lezzet değil. İnsan, biraz da tanıdığı yüzü arıyor.
Karlamacı Ahmet’in başarısı belki de burada.
Bir bardak karlama verirken sadece içecek uzatmıyor; sohbet ediyor, ilgileniyor, geleni uğurluyor. İşte bu yüzden bazı yerler işletme olmaktan çıkıp mahalle buluşma noktasına dönüşüyor.
Alanya’da hâlâ böyle yerlerin olması güzel.
Çünkü şehirleri binalar değil, insanların bıraktığı tat yaşatıyor.
Ve bazı insanlar isimleriyle değil, yaptıkları işle anılıyor.
Ahmet Önal mı?
Yok…
Biz onu karlamacı Ahmet biliyoruz. Kalın sağlıcakla.