İlker Başbuğ

Siyasi polemiklerin sonu gelmiyor. Eski Genelkurmay Başkanı sayın İlker Başbuğ'un tutuklanarak yargılanmaya başlamasıyla beraber polemikler tavan yapmaya başladı. Bu olayı Türkiye'de bir ilk olarak değerlendirenler bile var. Halbuki,...

Abone Ol

Siyasi polemiklerin sonu gelmiyor.
Eski Genelkurmay Başkanı sayın İlker Başbuğ’un tutuklanarak yargılanmaya başlamasıyla beraber polemikler tavan yapmaya başladı.
Bu olayı Türkiye’de bir ilk olarak değerlendirenler bile var.
Halbuki, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini yapanlar, görev başındaki Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun'u tutuklamaktan öteye, rütbesini de er düzeyine indirdiler.
1926 yılında İzmir Suikast Davası'nda Kurtuluş Savaşı'nın ünlü generalleri, Ali Fuat (Cebesoy), Kazım (Karabekir), Refet (Bele), Cafer Tayyar (Eğilmez) paşalar idam istemiyle İstiklal Mahkemesi'nde tutuklu olarak yargılanmıştı.
Demek ki, bir Genelkurmay Başkanının yargılanması Türkiye’de bir ilk değil.
İşin çok daha komik ve saçma yanı ise, sayın Başbuğ’un özel mahkeme de mi yoksa Yüce Divan'da yani Anayasa Mahkemesi'nde mi yargılanması gerektiği konusundaki tartışmalar.
Ordu mensuplarının yargılanmasına karşı çıkan bir kesim, sayın Başbuğ’a sahip çıkıyormuş gibi görünürlerken, sayın Başbuğ’un tutuklanmasına ve yargılanmasına karşı çıkma yerine, yargılamanın nerede yapılması gerektiğini yani Yüce Divan'da yargılanmasını istemekle, sayın Başbuğ’un suçlu olduğunu ve de yargılanması gerektiğini kabul etmiş olduklarının farkında bile değiller!
Sayın Başbuğ’dan önce görev yapan Genelkurmay Başkanları, siyaseti vesayet altına alma, yargıyı ve medyayı yönlendirme bir yana, bir sürü provokasyona ve eyleme çanak tutmalarına karşın, onlar dışarıda ellerini kollarını sallayarak gezerlerken, siyasete böylesine açık bir biçimde müdahale edilebildiği dönemlerden sonra göreve gelen sayın Başbuğ’un, geleneksel olarak ordu mensuplarının asli görevlerinden çok siyasete odaklanma alışkanlığının tavan yaptığı bir süreçten geçerken, ordu içindeki ittihatçı geleneği sürdürme çabasında olan kesimleri etkisiz kılmak ve onların darbe girişimlerini ya da çok daha sert tavırlar almalarını önleyebilmek için, belli düzeyde de olsa, ordu mensupları arasında bir denge kurmayı amaçlayabilecek bazı yanlış değerlendirmelerini hatta çıkışlarını dikkate alarak, sayın Başbuğ’u günah keçisi olarak ilan etmek biraz haksızlık gibi geliyor bana!
İddianamenin kapsamını bilmediğimden, sayın Başbuğ’a suçlu ya da suçsuz demem mümkün değil.
Özellikle de, yargının yargılamakta olduğu bir kişiyi, kişisel sempatim ya da anti patime göre suçlu ya da suçsuz gibi göstermeye kalkmam da saçmalıktan ve de aymazlıktan başka bir şey olamaz!
Tabii ki net bir kanaate sahip olabilmek için, yargılamanın neticesini beklemeliyiz.
İttihatçı, darbeci geleneğe de, ordu mensuplarının siyasete müdahalesine karşı çıkan, demokrasiyi savunan birisi olarak, ordu içinde hangi görevde bulunurlarsa bulunsunlar, çürük elmaların temizlenmesi bakımından, suç işlemiş olan herkesin yargılanmalarını savunurken, bütün suçun sayın İlker Başbuğ’a yüklenip, diğer suçluların göz ardı edilmesine gönlümün razı olmadığını söylemeliyim.