SON yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var, karbon ayak izi. Bireylerin tüketim alışkanlıklarından, kullandığı araçlara kadar pek çok alanda atmosfere saldığı sera gazı miktarını ifade ediyor. Cep telefonumuzu kullanırken, evimizde elektrik yakarken, hatta yediğimiz yiyeceklerin üretimi ve taşınması sırasında bile bu izi bırakıyoruz.
Devletler ve şirketler bazında bakıldığında ise tablo daha çarpıcı.
Katar, Kuveyt, Birleş Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi petrol zengini ülkeler kişi başı karbon salınımında zirvede yer alırken, Türkiye olarak dünya ortalamasında 73 sırada yer alıyoruz.
Bu veriler ışığında ilk akla gelen, sanayi devleri ve petrokimya sektörünün gezegenimizin en büyük kirleticileri olduğu gerçeğidir. Ancak ilginç bir şekilde, "Karbon ayak izi" terimini ilk olarak BBC, vejeteryanlarla ilgili bir belgeselde kullandı.
Ardından sokaktaki vatandaşa "Karbon ayak iziniz ne kadar?" gibi soruların yöneltildiği PR çalışmaları yapıldı.
İşte tam da bu noktada bir soru işareti beliriyor zihnimize, acaba bu durum, petrol devlerinin çevreye verdikleri devasa zararı azaltmak yerine, tüm dünyayı suça ortak ederek kendilerini aklama projesi mi?
2005 yılından itibaren belirginleşen bu yaklaşım, iklim krizinin asıl sorumlularını göz ardı ederek, dikkati bireysel tüketime çekme çabası gibi duruyor. Oysaki tüm dünyada 360 milyon civarında şirket var.
Toplam karbon ayak izinin yüzde 60'ını sadece 100 şirkete ait olduğu gerçeği ortadayken, bireylerin çabaları elbette önemli olsa da, bu devasa etkiyi dengelemek ne kadar mümkün?
Son otuz yılda salınan karbonun yüzde 60'ından sadece 100 şirketin sorumlu olduğu düşünüldüğünde, geriye kalan yüzde 40'lık payın tüm insanlığa, ülkelere ve diğer canlılara yüklenmesi adil mi?
Karbon ayak izi terimini ilk ortaya atanların iklim bilimciler veya çevre bilinci yüksek kişiler olmaması da düşündürücü.
Sonuçta, doğada yaşayan hayvanlar gezegeni kirletmiyor. İnek sayısını azaltmanın iklime olumlu etkisi, devasa bir petrol şirketinin üretiminin sadece yüzde 1'i kadar bile değil.
Elbette doğaya saygılı olmalı, plastik başta olmak üzere atıklarımızı doğaya bırakmamalıyız.
Ancak iklim anlaşmaları ve söylemler, kartel şirketlerinin sorumluluklarını başka yöne çevirme ve asıl hedeften sapma gayreti olduğunu da bilelim.
Dünya hızla değişiyor, buzullar eriyor ve aslında çığlık atıyor. Ancak bu çığlığa ilk kulak vermesi gerekenler, dünyayı bu hale getirenler değil mi?
Yoksa tüm bu "Karbon ayak izi" söylemleri, devasa kirliliğin sorumlularının kendilerini temize çıkarma ve dikkatleri dağıtmak için ustaca bir manevrası mı?
Bu soruların cevabını zaman gösterecek. Ancak şimdilik, bu aklanma çabasına inanmak pek de kolay görünmüyor.
Çünkü cenazede en çok ağlayan hep maktulün katili çıkmıştır...
Esen kalın.