Yıl 1980…
Alanya’ya yeni geldiğim, henüz çevreye uyarlanamadığım günler.
O tarihlerde, akşamları, Banana Otel’in dışında gidilebilecek pek bir yer yok. Akşam mesai bitiminde, müşteri ziyaretim yoksa Banana Otel’e takılıyorum.
Çünkü Alanya’nın kalburüstü tüm eşrafı orada oluyor.
Ve ben kısa sürede, orada olan, oraya takılan insanların tümüyle senli benli oluyorum.
Bir kişi hariç.
Ve o kişi, herkesin ilgi odağı.
O da orada olan herkesle içli dışlı.
Özellikle Talat Atahan ile.
Banana Otel’e her gidişimde O’nu orada görüyorum ama tanışmıyoruz. Uzaktan uzağa esenleşiyoruz o kadar…
Talat Atahan’a soruyorum; “Kim bu sempatik kişi” diye…
(Rahmetli) Talat Atahan, tanıştırıyor bizi.
“Hüseyin Zamanoğlu” diyor ve ekliyor, “Arif ve Mehmet Zamanoğlu’nun kardeşi…”
Şaka yollu takılıyorum.
“Abilerin bana ‘hoş geldine’ geldi ama sen gelmedin…”
Gülüyor, özür diliyor.
“Benim bankalarla hiç işim olmaz Müdürüm ama yine de özür dilerim…” diyor.
Gülüşüyoruz.
O gün, o akşam, geç vakitlere kadar oturup, söyleşiyoruz. Alanya’yı anlatıyor bana…
Ertesi günü sabah, önümdeki evraklarla boğuşurken; bir ses “Alanya’mıza hoş geldiniz Sayın Müdürüm…” diyor.
Başımı kaldırıyorum.
Karşımda kendine özgü sempatik gülüşüyle elini uzatmış Hüseyin Zamanoğlu duruyor.
“İlk kez bir bankadan içeri giriyorum…” diyor.
Kırk yıllık dostlar gibi sarılıyoruz birbirimize.
O günden sonra da daha sık birlikte oluyoruz.
* * *
1983 yılının Temmuz’u…
Çorum’da olan annemin vefat haberini alıyorum.
Personelim dahil hiç kimseye duyurmadan sessiz sedasız Genel Müdürlüğümden izin alıyor; aynı gün, Ankara uçağı için Antalya Havaalanına gitmek üzere Bankamın kapısından çıktığımda Hüseyin’le birlikte Talat Atahan’ı görüyorum.
“Seni Terminale bırakalım…” diyorlar.
“Terminale gideceğimi nerden biliyordunuz ki” soruma yanıt alamadan, apar topar arabaya biniyor; benim, “terminali geçtik” uyarılarıma aldırmadan, terminali geçiyoruz.
“Bizim de Antalya’da işimiz var” diyorlar.
… …
Antalya’ya varıyor bu kez de Antalya Havaalanı sapağını geçiyoruz.
“Havaalanı sapağını geçtik çocuklar” uyarım üzerine de aldığım yanıt, “Ankara’da bizim de işimiz var” oluyor.
Ankara’ya girince, “beni terminale bırakın” diyorum.
Bu kez de Ankara Otobüs Terminali’ne sapan caddeyi geçiyoruz.
Benim uyarım üzerine de aldığım yanıt, “Bizim Çorum’da bir cenazemiz var…” oluyor.
… …
Çorum’a varınca, “…Lütfen siz dönün, ben en az iki gün burada kalmalıyım…” diyorum.
“Tamam…” diyorlar.
İki gün sonra terminale gitmek üzere evden çıkıyorum, kapıda (iki rahmetli) Talat ve Hüseyin…
Her ikisine birden sarılıyor, katıla katıla ağlıyorum…
* * *
Cenaze sırasında, bir film şeridi gibi bunlar geçti gözümün önünden.
“Yaptığın her şey yakışırdı sana ama ölüm hiç yakışmadı be Hüseyin’im…” dedim ve ağladım.
Özel ve güzel insandı Rahmetli.
Hani ‘Adam gibi adamdı’ derler ya; o bundan da öte adamın dibiydi.
Yardımseverdi.
İçi dışı birdi…
İçtendi…
Dobraydı…
Abilerine ve arkadaşlarına çok bağlıydı.
Yaptığı her bir şeyi yakıştırırdı kendisine.
… …
Sadece benim değil, herkesin iyi dostuydu.
Gönül adamıydı Rahmetli.
Bunca yıllık dostluğumuz süresinde, hiçbir kimse için tek bir kötü söz söylediğine tanık olmadım.
İnanıyorum ki O; bu dünyanın olduğu kadar öte dünyanın da sevileni olacak. Orada da sevdirecek kendisini…
* * *
Işıklar içinde uyusun…
Sevdiğim bir dostumu yitirdim, acım çok büyük…
Yakınları ve diğer dostları gibi ben de çok arayacağım onu.
Günümüzde, adam gibi adamlar, giderek azalıyor çünkü.