Bazı mekânlar sadece geçmişi anlatmaz; insanın kendisi hakkındaki hükmünü değiştirir. Göbeklitepe işte tam da böyle bir yer.
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nden çıktıktan sonra, kesinlikle yeterli olmayan bir gezinin ardından, rotayı Göbeklitepe’ye çeviriyoruz.
Harita yaklaşık yirmi kilometrelik bir yol gösteriyor; aklımın bir köşesinde, Göbeklitepe’den sonra keşfedilen Karahantepe de var. Her zaman ziyarete açık olmadığını söylüyorlar, bakalım kısmet…
Yol, göz alabildiğine uzanan kayalık ve taşlık bir arazinin içinden geçiyor. Gökyüzünü ve coğrafyayı tamamen farklı bir filtreden görüyormuşsunuz gibi geliyor.
İnsanlığın böylesi bir mekânı ne için yaptığı ve ne amaçla kullandığı konusunda hiç kimsenin hâlâ kesin bir fikre sahip olamaması, Göbeklitepe’nin üzerindeki gizemi daha da büyütüyor.
Bu bilinmezlik, öğretilen bütün tarihi değiştirebilecek bilgileri hâlâ içinde saklıyor; fakat kimse onu bütünüyle anlayamıyor.
İşte Göbeklitepe’yi önemli ve eşsiz kılan şey de tam olarak bu.
Tarihte tam 12.000 yıl geriye gidiyor; Mısır piramitlerinin en eskisi ise yaklaşık 4.500 yaşında.
Yani insanlık tarihinin bilinen en eski anıtsal alanlarından biriyle karşı karşıyayız.
Turizm sezonu henüz başlamadan gittiğimiz için ortam sakin; Göbeklitepe bizi yağmurlu bir günde karşılıyor.
Alana ulaşan yolu yürüyerek geçmeyi tercih ediyoruz. Uçsuz bucaksız bir coğrafyada, hiçliğin ortasındaymışım gibi hissediyorum.
Yol boyunca yağan yağmurun taşlar ve kayalar üzerinde yarattığı kontrast, coğrafyayı daha güzel ve daha etkileyici kılıyor.
Nihayet, tepeyi örten çatının altında bu bilinmez yapı ile göz göze geliyorum.
İnsanlık tarihinin çok erken bir dönemine ait bir zihinsel dünyayla karşı karşıya duruyorum.
Toprağın içine açılmış dairesel alanların ortasında yükselen T biçimli taş sütunlar, birbiriyle bağlantılı bölümler, sütunların üzerindeki kabartmalar ve şekiller, ilk bakışta beni bambaşka bir hayal dünyasına götürüyor.
Mekânın etrafında yavaş adımlarla tur atmaya başlıyorum.
Taşın hafızasında yer etmiş kıvrımlar, esen rüzgârla birlikte kulağıma hiç bilmediğim düşünceler fısıldıyor.
Keşke imkân olsa da bu bölgede, kalıntıların içinde birkaç gün kalabilsem diye aklımdan geçiyor.
Etrafı saran bu yoğun enerjiyi sindirebilmek, mekânın hissiyatını idrak etmek başka türlü pek mümkün değil gibi görünüyor.
Kazı ekibinde çalışanların ne kadar şanslı olduklarını düşünüyorum.
Göbeklitepe çevresinde yaşayan kediler de en az mekânın kendisi kadar karakter sahibi.
Ortalıkta son derece rahat, sakin ve sanki ortamın gerçek hâkimiymiş gibi dolaşıyorlar.
Göbeklitepe’nin asıl etkisi, fiziksel görüntüsünün çok ötesinde aslında.
Orada insan sadece tarihle değil, kendi hiçliğiyle de karşılaşıyor.
Dünya üzerinde resmî olarak bilinen en eski alanlardan birine bakarken, zaman karşısında insanın ne kadar güçsüz, ne kadar geçici ve aslında ne kadar yok hükmünde olduğunu daha iyi anlıyor.
On iki bin yıl öncesinden kalan bu taş figürler, kendi ömrünüzün, kendi telaşlarınızın ve hatta çağımızın bütün kibirli tartışmalarının ne kadar küçük ve anlamsız olduğunu hatırlatıyor.
Yaşadığımız dünyayı karmaşaya ve kaosa sürükleyen karar vericilere bakınca da aynı düşünce beliriyor zihinde: Kendilerini vazgeçilmez, büyük ve özel sanan bu insanlar da yok olacak.
Ama buna rağmen, sanki sonsuza kadar yaşayacakmış gibi hükmetmeye, sanki kendileri insanlığın merkezindeymiş gibi davranmaya devam ediyorlar.
Şüphesiz ki Nemrut’un sinekle anılan hikâyesi tam da bunun için hâlâ yaşıyor; insanın kibrini bazen en küçük şeyin paramparça etmeye yettiğini hatırlatmak için.
Göbeklitepe, sadece gidip birkaç fotoğraf çekilecek bir yer değil.
Oraya baktığınızda aslında insanlığın kendisine bakıyorsunuz.
Taşın hafızasına, inancın kökenine, topluluk olmanın ilk izlerine bakıyorsunuz.
Bazıları için yalnızca taşlardan oluşan küçük bir alan gibi görünen bu yer, bazıları için insanlık tarihine açılan çok büyük bir kapı hâline geliyor.
İşte asıl mesele de tam burada başlıyor: O kapıdan içeri neyle girdiğiniz değil, oradan çıktıktan sonra kendiniz hakkında neyi artık eskisi gibi düşünemediğiniz önem kazanıyor.
Sevgiyle kalın.