Hacı büyük bir itina ile teke ile bizim aramızı örten çamların altındaki taşa av torbasını destekledi. O zaman Zaver 2002 7 mm Magnum tüfeği yeni almıştım. Bende büyük bir titizlikle çantanın üstüne tüfeği uzattım. Hacı’nın elinde dürbün kulağıma kalkmasını bekle, kalkmasını bekle diyip duruyordu. Bir ara teke aniden kalktı. Ben onu dürbünün çaprazına yerleştirmeden ters istikamete dönüp tekrar yattı. Hacı’yla avcılığın en zor en dayanılmaz sürecinden birini yaşıyorduk. Tekenin ters yöne yatmasıyla sanki keçiyle oğlaklara benim gözümün önünden ayrılmayın tembihini yapmış gibi onlarda tekenin ön tarafına geçip yemlenmeye başladılar. Bu dayanması güç bekleyişimiz ne kadar sürdü bilemiyorum. Hacı kulağıma Baba keçi bir şeylerden hoytuklantı istersen at dedi. (Hoytuklanma: Şüphelenme, tedirgin olma, ne olduğunu bilmediğin bir şeylerden korkma anlamında kullanılan bir deyimdir. Toroslarda hala kullanılır.) Bende yatan tekenin küreğini dürbünün çaprazına yerleştirip tetiği okşadım. Zaten tetiği öne itip tetik ağırlığını almıştım. Zaver’in güçlü mermisi patlayınca doğanın bütün dengesi altüst oldu. Kurşun attığım teke alıcı kuş gibi önündeki yarığı çevreleyen kayaya bir atladı kayboldu. Keçi ile oğlaklar bizi çevreleyen sarp kayalıklarda tutunabilecekleri kaya çıkıntılarında tek sıra olarak kaçıştılar. Teke çıkabilir, onlara katılabilir ümidiyle onları gözden kaybolana kadar takip ettik. Ama bizim teke görünmedi. Hacı kurnaz zalım bize kendini unutturup şuralardan çıkabilir dediyse de ben tüfeği desteklediğim yere bırakıp dürbünü çektim. Tekenin atladığı kaya odaklı onu ararken birde baktım bizim teke orada yatıyor. Kayaya atlayan teke kayadan yara ters bir pozisyonda düşmüş, düşünce sol boynuzu oradaki bir kaya çıkıntısına takılmış veya biz öyle görebiliyoruz sağ boynuzu yukarda burnundan pembe kan sızmakta, buda attığım kurşunun akciğere geldiğinin işareti. Ama tekenin yanına çıkabilmek imkansız. Hacı’ya şöyle bir baktım Hacı, Baba bana bakma o tekenin derisi, eti yerine altınla doldurulmuş olsa ben oraya çıkamam diyip dizlerini dövüyordu. Gelde Metdereli zalımını arama. Gerçekten Sülo olsa çıkıp alıp geleceğinden ikimizde eminiz. Şimdilerdeki gibi mobil telefonlarla Sülo’ya ulaşmamızda imkansız o yıllarda. Öyle bir olanağa henüz sahip değildik. Çaresiz düşünürken aklımıza eski avcı efsane avcı dostumuz Cemil geldi. Orada av torbalarımızı bir deliğe sokup Cemil için yürüdük. Köyün kargacık burgacık hayvan dışkılarıyla süslenmiş yollarından Cemil’in evine geldiğimizde köyün müezzini inananları yatsı namazına davet ediyordu. Bize kapıyı açan Cemil şaşkınca bizi içeri aldı. Toros köylerinin tipik özelliklerini taşıyan Cemil’in evinde yer ocaklığının önüne serildik. Başımıza geleni Cemil’e anlattık. Dert etmeyin dedi Cemil. Sabah ola hayrola. Çok geçmeden Cemil’in kadını çayımızı, çorbamızı servis etti. Sonrada yer yataklarında ateşin başında uykuya geçtik. Sabaha karşı kalktığımızda yine çayımız çorbamız hazırdı. Alel usul bir şeyler yedik.
DEVAM EDECEK