O gecenin yol yorgunluğu ve uykusuzluğu üstüne ilaç gibi gelen çaydan birkaç bardak tüketilmişken Mehmet Köseoğulları’nın hısım, akraba, büyükleri de odaya girdiler. Herkesle hoşbeşleyip onlarda yerini alınca on-oniki yaşlarında bir erkek çocuk odayı baştan aşağı süpürdü. Arkasından iki çocukta kucaklarındaki sarımtırak renkli yufka ekmekleri getirip genişçe bir daire çeklinde kilimlerin üstüne süratle serpiştirdiler. Onun arkasından iki delikanlı kocaman iki tepsiyle içeri girdiler. Tepsiler tepeleme bulgur pilavı, bulgur pilavının üstünde de ikişer tane kızartılmış hindi duruyordu. Sonradan gelen yaşlılardan birinin işaretiyle hepimiz tepsilere yanaştık. Mehmet Köseoğulları arkadaşlar dedi. Herkes avcı montunu çıkarsın. Gömleğinin kollarını sıvasın. Ben burada yemek yeme usulünü göstereyim, herkes ona göre karnını doyursun. Mehmet Köseoğullar kocaman gövdesi ve uzun kollarının taşıdığı sağ eline yufka ekmekten bir parça yırtıp tepsideki pilava uzandı. İçi pilavla dolan yufka parçasını ağzına atarken hindiden de bir kemik alıp ağzına taşıdı. Bizde onun gösterdiği usulle yemeye başladık. Odada hijyen diye bir şey söz konusu değildi. Yufka ekmekler kekresin çiğnediği zemine gelişigüzel serpiştirilmişti. Pilav yemek için kaşık, çatal henüz buralara gelmemişti ama bunlar bizim için hiç problem değildi. Biz avcıydık. Her türlü ortamda her türlü besinle beslenebilir, her türlü doğal malzemeden faydalanıp gizlenebilirdik. Şimdi şurada ayağımıza kadar servis edilen yemekler dünyada akaç kişiye yapılıyordu. Bunlar göz önünde tutulunca çok şanslı bile sayılırdık. Çiğnemesi biraz zor olan sarımtırak yufka ekmeğin çok lezzetli olduğunu daha öncede söylemiştim sanırsam. Bulgur bu köyün kendi ekmiş olduğu buğdaydan yapılmıştı. Hiçbir katkı maddesi taşımıyordu. Hindi yine köyün kendi ürünüydü. Bunlara birde yine köyün kendi üretimi olan tereyağın kullanılarak yapıldığı yemekler olunca yemeğin lezzetini bilmem tarif etmeme gerek var mı. Hepimiz dövüşür gibi yemeklerimizi sağ bileklerimizden tereyağı sızdıra sızdıra yedik. Yemekten sonra yine kıtlama çay, çaydan sonra oradaki bize hizmet veren insanlarla vedalaşıp yola çıkmamız. Mehmet Köseoğulları’yla Kırşehir yol ayrımında vedalaşıp Alanya’ya neşe içinde dönerken arabada sırayla direksiyon başına geçip sırayla istirahat etmemiz, paylaşımın dostça mutluluğu değil de nedir?
DEVAM EDECEK