Çölen’in tuttuğu yurtta insanlar için ayrılan yere torbalarımızı başaltı yaparak uzandık. Altımıza Çölen’in kesmiş olduğu adaçayı ve kekiklerin aromatik kokuları karakeçilerin kokusuyla karışıp bize nefis bir koku armonisi sunuyordu. Ancak yüksek yerlerde görülebilen yoğlun yıldızların altında yarı uyuyarak yarı sohbet ederek vakti tamamladık. Çölen’in kalkın bakalım demesiyle gece harekete geçtik. Elma Kayası avlıklarına indiğimizde şadak sökmek üzereydi. Ahmet’le İbrahim, Çölen’le ben ayrıldık. İki koldan avlığı dürbünleyerek aşağılara sarktık. Mevcut yoldan da aşağı inerek Akhanlar denen köyün aşağısına, Alara Çayı’nın kenarına indik. Oradan karşıları dürbünlerken çaydan karşı tarafta tekeleri gördük. Çölen bizi buralara kadar niye indirdi diyip duruyordum içimden. Kocausta’nın bir bildiği varmış. Kışa göre çayda su az olduğu için hemen bir atama atıp karşı tarafa geçtik. Tekelere üstten yanaşırsak daha başarılı olabileceğimizin hesabını yaparken Bayır’ın altından bir kopay sesi belli belirsiz duyuldu. Acaba bu nedir demeye kalmadı, bütün dağın bir anda sessizliği bozuldu. Tekeler anında kayboldular ve çok geçmeden iki kopay kesik kesik havlayarak etrafı kendilerine özgü tavırlarıyla koklayarak bizim tekelerin yemlendiği yere çıktılar. Senirlilerde bizim tekelerden haber almışlar, çay boylarındaki kapızlara kopay salmışlar. Orada tekelerin kokusunu alan köpekler tekelerin takibine çıkmışlardı. Çölen şunun birini vurayım. Bunlar acaba kim ki diyip durdu ama Ahmet’le mani olduk. Usta bu gibi sürprizler her zaman olabiliyor. Sen kendini üzeme dedik. Olur mu öyle şey. Size tüfek attırabileceğim birkaç teke görüyoruz, onları da avlamamıza mendebur köpekler mani oluyor. Çölen’i eyleminden zorla vazgeçirdikten sonra avda ısrarcı olmanın faydası yoktu. Av bitmişti. Tekeler kopayların sesiyle kim bilir nerelere kaçmışlardı. Oradan toparlanıp çaya indik. Çay boyu devam edip Kemerköprü’nün önünde İbrahim’in çantasına koyduğu karakeçi buduyla öğle yemeğimizi yedik. Vakit kaybetmeden vurduk yokuşa Elma Kayasın’nda arabamızın yanına geldiğimizde vakit akşamdı. Orada Çölen’le vedalaştık. Onu dağa, karakeçilerinin yanına gönderdik. Bizde yola çıktık. Çölen’in gece yürüyeceği mesafeyi söylemeye bilmem gerek var mı? Susuz Dağı’nın doruklarına çıkacaktı ama o yaşlı kurt için bunlar yaşamı boyunca bir sorun olmamıştı. O bunlardan hiç şikayet etmemişti. O olumsuz fakat sevgiyle lezzetlendirilmiş av Çölen’le son avım olmuştu. O kış Çölen aniden ölmüştü. Sevgiyi, şefkati, hoşgörüyü cömertçe kullanan o çetin sarpçı artık yoktu. Elma Kayası’nın sarp avlıklarında gel get gel get diye beni yüreklendiren vefakâr dostum cennette görüşmek dileğiyle.
DEVAM EDECEK