Geçmişin izi (293)

Bunları konuşurken çaya indik. Çayın kenarındaki ulu ağaçların dökülen yaprakları üstlerine yağan çiğden ıslanmışlardı. Hacı çayın içindeki birkaç yerli yaşı göstererek şimdi şu taşlara iyi bak dedi. O taşlara basarak karşıya...

Abone Ol

Bunları konuşurken çaya indik. Çayın kenarındaki ulu ağaçların dökülen yaprakları üstlerine yağan çiğden ıslanmışlardı. Hacı çayın içindeki birkaç yerli yaşı göstererek şimdi şu taşlara iyi bak dedi. O taşlara basarak karşıya atlayacağız. Ben bunlara yabancı değilim dedim. Ona Alara Çayı’ndaki süzekte Avcı Mehmet ile yaptığımız atmayı anlattım. Taşların üstünden zorlanmadan karşıya atlayarak göğsümüzü karşılayan yokuşa vurduk. Güneşin ilk alalamalarını fark ettiğimizde Öküz İni’ni geride bırakıp birinci gözeğe gelmiştik. Sol tarafımızdaki seyrek ormanlıktan gelen kuş sesleri sağ tarafımızdaki çayın uğultusunda kayboluyordu. Ben etrafı dürbünlerken Hacı gözeğe göre arka tarafımıza bir ateş yakıp torbasından çıkardığı isten kapkara olmuş çaydanlığında çayı demledi. Tabakasını çıkarıp özenle sardığı ilk sigarayı Baba, ciğerlerimizi tütün dumanlarıyla ısıtmazsak Cavurbağı’nın ayazında üşütürüz. Gel ciğerlerimizi ısıtalım diyerek bana uzattı. Hacı’yla cigaralarımızı ve ikişer bardak çayımızı keyifle içtikten sonra toplanıp biraz daha yükselmek üzere hareket ettik. Bir sonraki durağımız Kızılin’di. Kızılin ağzı güneşe bakan oldukça dar ve uzun görünüşlü, gayrı muntazam bir galeri gibi duruyordu. Burada da ata avcılar ini kalın taş duvarlarla bölerek odacıklar yapmışlardı. Üstündeki devasa kayalığın ve toprağının kızıl renkte oluşundan olsa gerek Kızılin ismini uygun görmüşlerdi ata avcılar burası için. Kızılin’in önündeki çam ağacının dallarına kendimizi gizleyip etrafı dürbünlerken kanyonun karşı tarafında dürbünüme bir teke girdi. Daha Hacı’ya bile haber vermeden bir daha bir daha dört tane teke. İkisi yemleniyor, ikisi üstlerine yenice vurmuş güneşe karşı yatıyorlardı. Tekeleri Hacı’ya da gösterince hay dedi aksiliğe bak. Sülo şimdi Çürük’ün başından dolaşacak, bu tekeler onlara sakal altı gelecek Sülo onları görmeyecek. Bekleyelim. O ayazda tekeleri ürkütürüz endişesiyle ateş bile yakamadan beklemeye başladık. Bu arada karşıdan karşıya Sülo’yu da takip etmeye çalışıyorduk. Şimdilerde olsa cep telefonları, telsizler sayesinde Sülo’ya ulaşıp onu uyarabilirdik. Ama o zamanlarda böyle bir şeylere sahip olmadığımızdan çaresiz bekledik. Sülo öğleye yakın Çürük’ün başına çıktı. Bizim hesapladığımız gibi tekeleri göremediği belliydi. Çürük’ün başında yeteri kadar beklediğine kanaat getirip umudunu kesince oradan kalkıp Kocaağaçlık’a geçti. Bundan sonra Sülo’yu takip imkanımız yoktu. Artık ondan ümidi kestik. Dört teke Sülo ile bizim aramızda kalmıştı. Hacı, Baba dedi. Bir şansımızı deneyelim. Oldukça zayıf bir şans ama seni ben yormayayım. Sen burada bekle, ben çaya inip kapızın karşı tarafına atlayayım. Tekelerin üstünden onlara yanaşmaya çalışayım. Eğer tüfek atabilirsem zaten alabileceğimiz bir yerlere düşer. Yok atamayıp kaçırırsam üçümüzün arasında kaçacaklardır. Muhakkak birimize bir tüfek atma şansı doğar.
DEVAM EDECEK