Yine Ahmet Uğurlu ve Metin Atalay’la bir partide Manavgat Irmağı sel sularıyla beslenip coşmuş, uçan kuşu kapacak şekilde homurtularla akmakta. Delibaş bizi ikişer ikişer ilkel teleferikle karşıya geçirdi. Bunu da sabaha karşı zifiri karanlıkta yaptık. Teleferik üç kişiyi zorlukla alabilen seyrek aralıklarla örülüş bir demir sepet. Dikkatli durulmazsa ayaklar aralıklardan aşağı gidebilir. Yine doğrulunursa insanın başı yukarıdaki çelik halata çarpabilir. İpteki canbaz gibi ikiye katlanıp karşıya geçmiştik. Bu sefer Cankurtaran, Kocabakıt bir de Katranlı dağlarında avlanacaktık. Katranlı Dağı Manavgat Barajı’nın üstünde bir anıt gibi yükselen dağ. Dağın doruklarına yakın yerlerinde o yıllarda yabani atlar vardı. Ahmet Uğurlu gözekten bu yabani atlardan birinin ayaklarını görmüş. Büyük bir teke zannedip hemen tüfeğin dürbün kılıfını sıyırıp hazırlanmış. Ahmet Uğurlu’ya kılavuzluk yapan Durmuş Ali, at Ahmet Ağa at diyince Ahmet Uğurlu acele etme Durmuş Ali, tam çıkıp kılıç dönsün atacağım. At Ahmet ağa at kelimelerini Durmuş Ali tekrar edince yine Ahmet Uğurlu sabret Durmuş Ali, yavaş yavaş çıkıyor. Tam çıksın onu devireyim. Sende yüklenip gel. Hatta Metin Atalay’ı kastederek doktorla Hüseyin Baba’ya tekenin büyüğünü göstereceğiz Durmuş Ali. Bunun üzerine durumu anlayan Durmuş Ali tüfeğin üstüne elini koyup at Ahmet ağa at demiş yine. Çok geçmeden at kendini gösterince durum anlaşılmış. Hala aramızdaki bir şaka konusudur. Ahmet Uğurlu atı teke olarak Hüseyin Baba ile Metin Atalay’a gösterecekti diye. Katranlı Dağı’ndaki yabani at öğrekleri ortama çok güzel uyum sağlamışlar. Kendileri için bir tehlike sezdikleri zaman hemen fort fort burun çalarak birbirlerini haberdar ediyorlar ve hemen toplanıyorlar. İnsanı tamamen unutmuşlar. İnsanı da kendilerine göre tehlikeli sayıp ona göre hareket ediyorlar. Ahmet Uğurlu’yla heveslendik, bir çiftini Akdağ’a salalım istedik. Delibaş’a sahiplerini sorduk. Delibaş bunların sahibi filan yok ama genede bu dağı bu sene Uğurlu Köyü’nden otlakiye olarak kiralayan Zalızulu’ya söyleyelim diyip bizi Zalızulu’ya götürdü. Zalı zulu o dağlarda hatırı sayılır birisiydi. Manavgat’ta arazileri, evleri vardı ama o kendine çobanlığı seçmişti. Sığır sürüsü, koyun sürüsü, erkek ve dişi keçi sürüleri ayrı ayrı bu muhitte otluyorlardı. Zalızulu erkek kara keçileri bizzat kendisi otlatıyordu. Onun davar yatırdığı sayvantına Delibaş ve önceki kadınları çocuklarıyla Manavgat merkezde oturuyorlardı. Zalızulu’nun oğullarından öğretmenlik yapandan tutunda, otobüs şoförüne, kamyon şoförüne kadar geniş yelpazeden meslek sahipleri vardı. Ve Zalızulu haklı olarak bu uçsuz bucaksız dağlarda imparatorluğunun keyfini sürmekteydi. DEVAM EDECEK