Geçmişin izi (289)

Kolumu gözlerimin üstünden kaldırıp etrafa bakınınca tekeyi ve Delibaş'ı göremiyorum. Delibaş Delibaş, diye sesleniyorum. Delibaş yerine beni İbrahim cevaplıyor. Delibaş tekenin peşinden gitti. Meğer benim teke boylu boyunca kara serildikten...

Abone Ol

Kolumu gözlerimin üstünden kaldırıp etrafa bakınınca tekeyi ve Delibaş’ı göremiyorum. Delibaş Delibaş, diye sesleniyorum. Delibaş yerine beni İbrahim cevaplıyor. Delibaş tekenin peşinden gitti. Meğer benim teke boylu boyunca kara serildikten sonra toparlanıp dağın içine kendine sığınak bulabildiği yerlere doğru kaçmış. Delibaş çiftesiyle onu takibe çalışıyormuş. Durmuş’ta Delibaş’ın peşinde. İbrahim’de yanıma geldi. Nedir dedim bu başımıza gelenler. İki seferdir tekeler bizi çok yoruyorlar. Senden dedi İbrahim, can alıcı yerine sıkmıyorsun kurşunu. Yaralanıp kaçıyor ve de bizi yoruyorlar. İbrahim dedim canımı sıkmam. Ben elimden geleni yapıyorum. Allah ölü tekeye can verip koşturuyorsa ben ne yapabilirim. İbrahim’le gülüşüyoruz ve çok geçmeden Delibaş ve Durmuş tekeyi bulmuşlar, Durmuş tekeyi yüklenmiş Delibaş onun önünde geliyorlar. Durmuş’un arkasından indirdiği tekenin ciğerini karın üstünde yaktığımız ateşte şimşir odunlarının közüyle pişirip zevkli bir öğlen yemeği yiyoruz. Oradan kalkıp Delibaş’ın davar sayvantlarına geldiğimizde hava kararmak üzereydi. Delibaş gece sarplarda kendimize zahmet etmeyelim. Sabah kalkar ağırlığımızı katıra pekidir, köyü buluruz diyordu. Aklın yolu birdi. Geceyi yine davar sayvantında geçirdik. Sabah erken kalkıp Alaaddin ve yardımcısıyla vedalaştık. Onlara yeteri kadar karakeçiden ve vurduğumuz tekeden et bıraktık. Katıra pekittiğimiz etlerle Ovgal’a indiğimizde vakit öğleyi geçiyordu. Bu ayı takip eden şubat ayında Toroslarda çok sert bir kış hüküm sürdü. Bu süreçte Tepe Dağı bir canlının hareket edemeyeceği kadar yoğun karala kaplanmış Alaaddin’in köyle irtibatı kesilmiş. Tam on yedi gün Tepedağ’da mahsur kalan Alaaddin acıktıkça hayvanlardan birini kesip yemiş. Susadıkça karları eritip suyunu içmiş. Otlattığı davarları açlıktan birbirlerinin tüylerini yemişler. Karlar eriyince de hayat normale dönmüş. Ben ve öncülüğünü yaptığım birçok arkadaşım Delibaş’ın avlıklarına bir çok defa ava gittik. Ahmet Uğurlu, Ahmet Güven ve Metin Atalay bunlardan en önde gelenler. Bu av partilerinden bazılarında ırmağın bu tarafında, Tepedağ’da avlandık. Bazen de Delibaş’ın rehberliğinde teleferikle karşıya geçip avlandık. Bazılarında boş döndük. Bazılarında güzel tekeler vurduk. Bunlardan bende iz bırakanları şöyle hatırlıyorum. Birinde Ahmet Güven, Delibaş ve ben Tepedağâ gittik. Yine Delibaş’ın davar sayvandında gecelerimizi geçirdik. Yine Delibaş bizim için bir hayvan kesti. Dönüşte Ahmet Güven’in bel fıtığının ayaklarına yansıması sonucu ayaklarındaki şiddetli ağrıyla köye kadar zor indik. Tam yolu yarılamışken birde yağmur başladı. O av partisindeki kadar mutsuz olduğumu hiç hatırlamıyorum. Yanımdaki arkadaş ağrılardan ikiye katlanıp o sarp kayalarda adım atamazken, köye kadar nasıl indik hala hayret ederim.
DEVAM EDECEK